<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Cafe Tiryaki - Genel Kültür Platformu &#124; Tarih Genel Kültür &#124; Genel Kültür Soruları</title>
	<link>http://www.cafetiryaki.com</link>
	<description>Genel Kültürünüzü Artıracak, Hayata Dair Faydalı Bilgiler Edinebileceğiniz İnternet Hizmeti</description>
	<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:36:11 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Recaizade Mahmut Ekrem  (1847) - (1914)</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/recaizade-mahmut-ekrem-1847-1914/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/recaizade-mahmut-ekrem-1847-1914/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/recaizade-mahmut-ekrem-1847-1914/</guid>
		<description><![CDATA[1847 yılnda İstanbul&#8217;da doğdu. Özel öğrenim gördü. Mekteb-i İrfan&#8217;ı bitirdi. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Öğretmenlik yaptı. Şûrâ-yı Devlet ve Meclis-i Âyân üyeliği, Evkaf ve Maarif Nazırlığı yaptı. Tasvir-i Efkâr gazetesinin yönetiminde bulundu. Hayattayken üç oğlunun ve özellikle de Nijad&#8217;ın ölümü, onu yıktı, hayata küstürdü. Sanat için sanat anlayışını savundu. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/1560.jpg" alt="" />1847 yılnda İstanbul&#8217;da doğdu. Özel öğrenim gördü. Mekteb-i İrfan&#8217;ı bitirdi. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Öğretmenlik yaptı. Şûrâ-yı Devlet ve Meclis-i Âyân üyeliği, Evkaf ve Maarif Nazırlığı yaptı. Tasvir-i Efkâr gazetesinin yönetiminde bulundu. Hayattayken üç oğlunun ve özellikle de Nijad&#8217;ın ölümü, onu yıktı, hayata küstürdü. Sanat için sanat anlayışını savundu. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. 1914 yılnda öldü.</p>
<p>ESERLERİ<br />
Nağme-i Seher, Yadigâr-ı Şebâb, Zemzeme, Pejmürde, Nijad Ekrem ve Nefrin adlı şiir kitapları bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/recaizade-mahmut-ekrem-1847-1914/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rıfat Ilgaz</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/rifat-ilgaz/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/rifat-ilgaz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:35:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/rifat-ilgaz/</guid>
		<description><![CDATA[1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmağa ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927 ‘de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya
gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmağa ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927 ‘de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya<br />
gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu.</p>
<p>Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 ‘de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe<br />
Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın,yazı ve şiirleri dergilerde yayınlanmağa başladı. 1940 ‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1042’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943’te ilk kitabı &#8220;Yarenlik&#8221;i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de &#8220;Sınıf&#8221; adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. 1945’te Gün Dergisi çıktı. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946’da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı<br />
ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı. Şubat 1947’de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950’li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler.<br />
1952-1960’da Tan Gazetesi’nde dizgici-musahhih ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne &#8220;Stepne&#8221; takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı.Hababam Sınıfı’nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle &#8220;Stepne&#8221; (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı. Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve<br />
kimi edebiyat dergilerinde yazı yazdı. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’te Basın Şeref Kartı’nı aldı. 1974’te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamağa başladı. Bu olaylar &#8220;Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra&#8221; adlı kitabında anlatılır. Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına rağmen onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993 günü öldü.</p>
<p>ESERLERİ</p>
<p>Şiir:<br />
Yarenlik (1943), Sınıf (1944), Yaşadıkça (1948), Devam (1953), Üsküdar&#8217;da Sabah Oldu (1954), Soluk Soluğa (1962), Karakılçık (1969), Uzak Değil (1971), Güvercinim Uyur mu? (1974), Kulağımız Kirişte (1983), Bütün Şiirleri (1983), Ocak Katırı Alagöz (1987).</p>
<p>Hikaye:<br />
Radarın Anahtarı (1957), Don Kişot İstanbul&#8217;da (1957), Kesmeli Bunları (1962), Nerde O Eski Usturalar (1962), Saksağanın Kuyruğu (1962), Şevket Ustanın Kedisi (1965), Geçmişe Mazi (1965), Garibin Horozu (1969), Altın Ekicisi (1972), Palavra (1972), Tuh Sana (1972), Hababam Sınıfı Baskında (1972), Hababam Sınıfı Uyanıyor (1972), Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975), Rüşvetin Alamancası (1982), Çalış Osman Çiftlik Senin (1983), Sosyal Kadınlar Partisi (1983).</p>
<p>Roman:<br />
Hababam Sınıfı (1957), Bizim Koğuş (1959), Karadenizin Kıyıcığında (1969), Meşrutiyet Kıraathanesi (1974), Karartma Geceleri (1974), Sarı Yazma (1976), Yıldız Karayel (1981), Hababam Sınıfı İcraatın İçinde (1987).</p>
<p>Oyun:<br />
Hababam Sınıfı (1967), Karadenizin Kıyıcığında (1965), Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1971), Hababam Sınıfı Uyanıyor (1972), Hababam Sınıfı Baskında (1972).</p>
<p>Anı:<br />
Yokuş Yukarı (1982), Kırk Yıl Önce, Kırk Yıl Sonra (1986).</p>
<p>Fıkra:<br />
Nerde Kalmıştık (1984), Cart Curt (1984).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/rifat-ilgaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Voltaire</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/voltaire/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/voltaire/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:34:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/voltaire/</guid>
		<description><![CDATA[Voltaire (asıl adı François Marie Arouet) (1694-1778) Paris’te doğdu. İlk eğitimini Cizvit okulunda aldıktan sonra hukuk okudu. 23 yaşındayken saray soylularından Duc d’Orleans hakkındaki yergileri yüzünden Bastille’de hapis yattı. Orada yazdığı Oidipus trajedisiyle ün kazandı. Sivri dili nedeniyle sürgüne gönderildiği İngiltere’de üç yıl kaldı. Burada İngiltere’deki yönetim ile kendi ülkesindeki düzeni karşılaştırdı. Döndüğünde yazdığı ‘İngiltere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Voltaire (asıl adı François Marie Arouet) (1694-1778) Paris’te doğdu. İlk eğitimini Cizvit okulunda aldıktan sonra hukuk okudu. 23 yaşındayken saray soylularından Duc d’Orleans hakkındaki yergileri yüzünden Bastille’de hapis yattı. Orada yazdığı Oidipus trajedisiyle ün kazandı. Sivri dili nedeniyle sürgüne gönderildiği İngiltere’de üç yıl kaldı. Burada İngiltere’deki yönetim ile kendi ülkesindeki düzeni karşılaştırdı. Döndüğünde yazdığı ‘İngiltere Mektupları’ isimli yapıtı yine ortalığı karıştırdı.</p>
<p>Voltaire’in başarısı onun bütün kitaplarını yasaklayan ve oyunlarını daha üçüncü gecede sahneden kaldıran sansür kurullarının etkinliğiyle perçinlendi. Sonuçta Paris halkı oyunlarının açılış gecelerinde tiyatroları dolduruyor, oyunlarının en iğneleyici bölümlerini ezberliyordu. Kitapları bir yeraltı teşkilatının el kitapları gibi elden ele dolaşıyor, yabancı ülkelerde de ilgiyle okunuyordu. Voltaire’in toplumun ahlakını bozduğu yolundaki resmi suçlama aslında basit bir ahlaksızlık suçlaması değildi. Bu, komunist Rusya’da rejimi eleştirmek gibi bir şeydi, yani hükümeti eleştirmek veya iktidar hakkında birtakım kuşkuları dile getirmek, suçlamayı yapanlara göre ahlaksızlığın en çirkin biçimiydi. Gerçi Voltaire’in oyunları ve fantastik romanları genellikle yabancı ve garip diyarlarda geçiyordu, ama herkes bunların altında yatan ironik söylemi anlıyor ve kahkahadan kırılıyordu.</p>
<p>Çağdaşlarına sürekli olarak özgürce düşünme çağrısı yapan Voltaire bağnazlık çağında ortaya çıkan ilk ileri görüşlü kişi olarak bu çağı akıl çağına dönüştürmüştür. Voltaire sade ve içten gelen inançlara karşı olmamıştır. O boş inan sahiplerini alaya almış, kör inançları hor görmüştür. Voltaire hoşgörüsüzlük ve zulüme varan baskıdan nefret eder, bunların egemen olduğu eylemleri sürekli olarak eleştirirken öfkenin sağduyuya, ateşin ışığa dönüştürülmesi çağrısında bulunurdu. “Benim işim düşündüğümü dile getirmektir,” diyordu. Düşünceleri 99 cildi bulan oyun, şiir, roman ve makalelerde toplanmıştır. Zamanının ünlü kişilerine 8000 civarında mektup yazmıştır. Bütün Avrupa Voltaire’in kralların ilahi hakları, kutsal engizisyon ve omzu kalabalıklar hakkındaki düşüncelerini okuyor, ancak kendi ülkesinde sansür, bu düşüncelerin yer aldığı kitapları meydanlarda yakıyordu. Voltaire bir cümlesiyle önemli bir kişiyi yerin dibine batırabilirdi. Örneğin, Kardinal Mazarin için “Yapmadığı bütün iyi şeylerden dolayı suçludur,” demişti.</p>
<p>İlerleyen yaşlarında yazar özgür Cenevre Cumhuriyeti’ne sığınmayı uygun gördü. (1755) Avrupa’nın önemli şahsiyetleri kendisini orada ziyaret etmeye başladılar. Kırışmış yüzündeki cin gibi gülümsemeyle konuklarını ağırlıyor ve Avrupa’daki en nitelikli sohbetlerini yapıyordu onlarla. Üç gün için gelen konuklar üç ay kalmadan edemiyorlardı. “Tanrı beni dostlarımdan korusun,” diyordu Voltaire, “ben düşmanlarımla baş etmesini bilirim.”</p>
<p>Azim ve cesaret küpü olan bu adam ülkesini taparcasına seviyor ve sevgili Paris’ini ölmeden önce bir kez daha görmek istiyordu. 1778 yılında bir Şubat günü döndüğünde Paris sevinç içindeydi. Ulusal Akademi bağrına basmıştı onu. Comedie Française basamaklarında bütün oyuncular onu selamlamak için toplanmıştı. Yeni oyunu baştan sona alkışlar içinde oynandı.</p>
<p>Mayıs ayında 83 yaşındaki yaşlı adam ölüm döşeğindeydi. Tüm inancını özetleyen son sözlerini bir vasiyetname gibi bırakıyordu bize: “Tanrı sevgisini kalbimde taşıyarak, dostlarımı severek, düşmanlarımdan değil, boş inandan nefret ederek ölüyorum.”</p>
<p>Kilise tarafından dini törenle toprağa verilmeyi reddettiğinden cenazesi kilise ve kraliyet tarafından aşağılanacağı açıktı. Fakat sevenleri Voltaire’in cenazesini birtakım desteklerle aralarında taşıyıp evin kapısında bekleyen görevlilerin onun henüz sağ olduğuna inanmalarını sağlayarak şehir dışına çıkardılar ve uygun biçimde toprağa verdiler onu.</p>
<p>Fakat Fransa, müstebit hükümdarlarıyla mücadelesini sürdürerek sonunda Voltaire’in görmek istediği düzene kavuştu. “Ey halk, uyan, zincirlerini kır!” diye bağıran Voltaire’in sözleri yerini buldu. 1791’de, Voltaire’in fikirlerinin de etkin olduğu Fransız devrimi tüm hızıyla hüküm sürerken Voltaire’in naaşı Paris’e geri getirilerek Bastil’in yıkıntılarının ortasında bir gece boyunca zafer katafalkına kondu. İnsanlar uzun kuyruklar oluşturarak saygı gösterisinde bulundular, sonra da Fransız büyüklerinin gömülü olduğu Pantheon’daki şimdiki yerine taşıdılar onu. Cenaze alayı ilerlerken üzerinde “İnsanın aklına kanat taktı ve bizi özgürlüğe uçurdu,” yazan bir bayrak dalgalanıyordu havada.</p>
<p>“Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum, fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.” Birçok kişi bu ünlü deyişin Voltaire’e ait olduğunu sanır, ancak anılan deyiş Voltaire’in yaşam öyküsünü yazanlardan birinin onun ömür boyu sürdürdüğü düşünce özgürlüğü yolundaki mücadelesini çok özlü ve güzel bir biçimde yansıtmak amacıyla kaleme aldığı bir cümledir.</p>
<p>Diğer başlıca yapıtları arasına Sezar’ın Ölümü, Zadig, Micromegas, Candide, Felsefe Sözlüğü sayılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/voltaire/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Paşa  ( 1825) - (17.05.1880)</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/ziya-pasa-1825-17051880/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/ziya-pasa-1825-17051880/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:33:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<category><![CDATA[ziya paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/ziya-pasa-1825-17051880/</guid>
		<description><![CDATA[1825 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin&#8217;dir. Beyazıt Rüştiyesı&#8217;ni bitirdi. Özel öğretmenlerden Arapça ve Farsça öğrendi. Sadaret Mektubî Kalemi&#8217;ne devam etti. Mustafa Reşid Paşa&#8217;nın yardımıyla 1855&#8242;te Saray Mabeyn Kâtipliği&#8217;ne girdi. Âli Paşa&#8217;nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, 1861&#8242;de Kıbrıs, 1863&#8242;te Amasya mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bosna bölgesi müfettişliği Meclis-i Vâlâ azalığı yaptı.
O Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1825 yılında İstanbul&#8217;da doğdu. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin&#8217;dir. Beyazıt Rüştiyesı&#8217;ni bitirdi. Özel öğretmenlerden Arapça ve Farsça öğrendi. Sadaret Mektubî Kalemi&#8217;ne devam etti. Mustafa Reşid Paşa&#8217;nın yardımıyla 1855&#8242;te Saray Mabeyn Kâtipliği&#8217;ne girdi. Âli Paşa&#8217;nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, 1861&#8242;de Kıbrıs, 1863&#8242;te Amasya mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bosna bölgesi müfettişliği Meclis-i Vâlâ azalığı yaptı.</p>
<p>O Bir Jön Türk</p>
<p>1865&#8242;te Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar Jön Türk Cemiyetine girdi. İkinci kez Kıbrıs mutasarrıflığına atanınca, Mustafa Fâzıl Paşa&#8217;nın çağrısı üzerine, Namık Kemal&#8217;le birlikte 1867&#8242;de Paris&#8217;e kaçtı. Daha sonra Londra&#8217;ya geçti. M. Fâzıl Paşa&#8217;nın sağladığı imkanlarla, Namık Kemal&#8217;le birlikte 1868&#8242;te Hürriyet gazetesini çıkardı. M. Fazıl Paşa merkezi yönetimle anlaşıp, yardımlarını kesince, 1870&#8242;te Cenevre&#8217;ye geçti. Namık Kemal, Agâh Efendi, Ali Suavi ve öbür arkadaşlarıyla Yeni Osmanlılar Cemiyeti&#8217;nin yönetiminde görev aldı. Âli Paşa&#8217;nın ölümü üzerine 1871&#8242;de İstanbul&#8217;a döndü. 1876&#8242;da Maarif Nezareti müsteşarlığına atanmasına kadar birçok görevde bulundu. Namık Kemal&#8217;le birlikte Kanun-i Esasî Encümeni&#8217;nde çalıştı. 1877&#8242;de Suriye valiliğine gönderildi. Daha sonra Adana valiliğine atandı. Burada görevdeyken 17 Mayıs 1880&#8242;de öldü.</p>
<p>Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi&#8217;yle birlikte, Tanzimat&#8217;la başlayan Batılılaşma hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa&#8217;ya kasideler yazmıştır. 1859&#8242;da yazdığı &#8220;Tercî-i Bend&#8221; şiiriyle tanınmıştır. Hece ile yazılmış birkaç şarkısı dışında, Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.Paris&#8217;te bulunduğu yıllarda çeviriler de yapmıştır.</p>
<p>Kendisiyle Çelişme</p>
<p>1868 &#8216;de Hürriyet&#8217;te yayımladığı ünlü &#8220;Şiir ve İnşa&#8221; makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874&#8242;te çıkardığı Harâbat adlı antolojisinin önsözünde ise halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Bu görüş, diğer pek çok görüşü gibi, tarihi birikimi inkar eden batıcı aydınların düştüğü sıradan çelişkilerden biridir.Türkiye sonraki dönemlerde yerli kaynaklara dayalı değişerek devam etmek fikrine ulaşmıştır.</p>
<p>ESERLERİ Zafernâme; Harâbat, 3 cilt, Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend, Eş&#8217;âr-ı Ziya, Külliyat-ı Ziya Paşa, Rüya, Veraset Mektupları.</p>
<p>Hakkında Yazılanlar</p>
<p>1.Ziya Paşa<br />
Hayatı / Sanatı / Fikirleri<br />
Mustafa Canelli<br />
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi</p>
<p>Tanzimat sonrasının önemli simalarından biri de Ziya Paşadır. Ziya Paşa, elli beş seneye yaklaşan ömrünün büyük bir kısmını devlet işlerinde ve siyasi mücadelelerde geçirmiş; ülkenin siyasi gelişmesine hizmet etmeye çalışmış; eserleriyle zamanın üstünde bir ileri görüşle temayüz etmiş bir şahsiyettir.<br />
Bu kitapta Ziya Paşanın hayatını, mücadelelerini, eserlerini, çelişkilerini okuyacaksınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/ziya-pasa-1825-17051880/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zülfü Livaneli</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/zulfu-livaneli/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/zulfu-livaneli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:29:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/zulfu-livaneli/</guid>
		<description><![CDATA[Ömer Zülfü Livaneli 1946 yılında Konya Ilgın’da doğdu. Sinemaya ilgisi özgün film müzikleri yapmakla başladı. Hikaye kitapları yazdı. Çeşitli ülkelerde konserler verdi. Yorumuyla uluslararası üne sahip oldu. Yer Demir Gök Bakır&#8217;la yönetmenliğe başladı (1987).
Önemli filmleri (besteci):Otobüs (Tunç Okan), Sürü (Zeki Ökten), Hazal (Ali Özgentürk), Yılanı Öldürseler (Türkan Şoray), Yol (Şerif Gören)-Yönetmen: Sis (1988).
HAKKINDA YAZILANLAR
Zülfü Livaneli:‘Hayatımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/367.jpg" alt="" />Ömer Zülfü Livaneli 1946 yılında Konya Ilgın’da doğdu. Sinemaya ilgisi özgün film müzikleri yapmakla başladı. Hikaye kitapları yazdı. Çeşitli ülkelerde konserler verdi. Yorumuyla uluslararası üne sahip oldu. Yer Demir Gök Bakır&#8217;la yönetmenliğe başladı (1987).</p>
<p>Önemli filmleri (besteci):Otobüs (Tunç Okan), Sürü (Zeki Ökten), Hazal (Ali Özgentürk), Yılanı Öldürseler (Türkan Şoray), Yol (Şerif Gören)-Yönetmen: Sis (1988).</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Zülfü Livaneli:‘Hayatımı kültüre adadım<br />
Ünal Bolat<br />
Türkiye 2 Aralık 2000</p>
<p>Dünya Değişirken<br />
Gazetedeki köşemin adı da Dünya Değişirken&#8230; Ben değişime çok açık bir insanım ve dünya değişiminin rotasını çizen insanlarla da arkadaşım. Gorbaçov’la da çok yakın arkadaşlığım var. Bunlar dünyayı değiştirmiş insanlar. Bunlarla yıllardan beri görüş alış verişi içerisindeyim. Benim söylediğim şey şu. Ben gerek gençliğimde gerek politik yaşamla ilgilendiğimden beri hiçbir zaman Sovyetler Birliği hayranı olmadım. Oradaki sistemi tasvip etmedim. Komünist partililerin dikta rejimiyle yönettiği ülkelere hiçbir yakınlık duymadım. Ben ilk başta düşündüğümü şimdi yine savunuyorum. Neydi bu: “Bu dünyada sömürü alçakça bir şeydir. İnsanların sömürülmemesi lazımdır. Çalışan insan emeğini alması lazımdır. Ülkelerin birtakım zenginler tarafından soyulmaması lazımdır. Bir de kültürün insan yaşamında çok seviyeli bir şekilde yer tutması gerekir.” Ben hayatını buna adamış bir insanım. Ben kültür adına mücadele verdim. Kültürün insanlar tarafından gündelik hayatlarında yudumlanması gerekir. Benim görüşlerim buydu yine aynı görüşleri savunuyorum.</p>
<p>21. yüzyılı da ıskalayacağız<br />
1920’lerde çok umutlu başlamıştı Türkiye Cumhuriyeti. Bugün geldiğiniz noktaya bakın. Yunanistan’ın yaşam kalitesi bakımından 65 basamak altındayız. Ama bütün zihinler hâlâ devleti ele geçirip kamu kaynaklarını soymak, yandaşlarına paylaştırmakla meşgul. Bundan başka bir şey yok. İşte bunlar, bizi geleceğe umutlu bakamayacak hale getiriyor. Biz 20. yüzyılı ıskaladığımız gibi, 21. yüzyılı da daha fazla ıskalamaya aday haldeyiz. Çünkü aradaki farklar açılıyor. Bugün İngiltere önümüzdeki 20 yıl içinde Hindistan’dan 75 bin bilgisayar mühendisi alacak. Bunun anlaşmasını yapıyor. Hindistan bütün okullarında eğitimini bu bilgisayara göre yönlendirdi. Büyük bir insan gücü oluşturuyor. Bu bakımdan, Toffler benim çok yakın arkadaşımdır. Bütün dünya bu beyinden, bu fikirden yararlanır. Onu zamanın Başbakanı Demirel’le de görüştürmüştüm. On yıl önce bize çok güzel bir teklif yapmıştı. “Slikon vadisi kapsamında Türk şirketleri girişimde bulunsun. Belki şirketler belli bir para kaybedebilir ama hiç olmazsa bu teknolojiyi ülkenize transfer edebilirsiniz” demişti. Bunu o zaman Demirel’e iletmiştik. Ama ne yazık ki aile fotoğraflarından bu gibi işlere vakit yoktu. Olmadı da&#8230;</p>
<p>Sanatçı mı afyon mu?<br />
Sanatçı denilen, bilmem bir gecede kırk milyar alan, toplumu eğlendiren oyalayan kimselere sanatçı deniliyorsa ben öyle sanatçı değilim. Türkiye’de son yıllarda göze çarpan bir gelişme var. Bu toplumun sorunları çok ağır, giderek de ağırlaşıyor. Devlet kaynakları soyuluyor.Yurttaşların bu devlette hiçbir söz hakkı yok. Dört yılda bir onlardan oy alıp bırakılıyor. Onların fikirlerine sözlerine hiç önem verilmiyor.Sağlık sistemimiz çöküyor, eğitim sistemimiz çöküyor. Ülkenin geleceğine ait kaygılar yoğunlaşıyor. İnsanlar yaşam güçlüğü içinde. Bu durumda bir ülkede insanların siyasete ağırlıklarını koymaları ve zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bu sisteme katlanamamaları gerekir. Ama bu insanlara afyon gibi bir eğlence sistemi sunuyor özel televizyonlar. Birtakım üç dört tane mankenin aşk ilişkilerine, o gece kiminle yatıp kalktığına, hangi arabayla nereye gittiğine kilitlenmiş bir eğlence şekli var. Bunu da sanat dünyası diye adlandırıyorlar.</p>
<p>Sanat dünyasına girenler<br />
İşte böyle, gece aleminde barlarda dolaşan, çapraşık ilişkiler içinde olan, cinsel kimlikleri de tartışmalı tuhaf tuhaf insanlar giriyor. Ve bunların maceralarını oturup 60 milyon insana gece gündüz seyrettiriyorlar, okutuyorlar. Bundan başka insanların bir şey düşünmesini imkânsız hale getiriyorlar. Çocukları böyle yetiştiriyorlar artık. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de çok hazin bir manzara var gerçekten. İnsanlar kendi sorunlarıyla ilgilenemiyorlar. Onun bedeli olarak da o görevi üstlenenlere, işte ayda kırk milyar falan veriyorlar. Ayda kırk milyar lira kazanan, otellerin kral dairelerinde kalan, ne iş yaptığı hangi kabiliyeti olduğu, topluma ne gibi katkısı olduğu şüpheli birtakım yaratıklar; onun dışında kendi inim inim inlediği halde, kendi derdini unutup bunlara bakıp avunan bir halk; buna da sanat dünyası diyen bir medya. Bu bir tesadüf değildir. Bir model oluşturuluyor. Bu toplum modeli içinde bazıları öne çıkartılıyor ve toplum uyuşturuluyor. Bugün toplumun temelini oluşturan milyonlarca memuru işçiyi köylüyü esnafı emekliyi açlık sınırının altına iteceksin, bir avuç insanı daha zengin hale getireceksin. Bunun bir mekanizması olması lazım. Yoksa süpapları patlar bu ülkenin. Bunun patlamamasının bedelini de biz enayilik vergisi olarak o mankenlere, o tırnak içinde “sanatçı” dediğimiz kişilere ödüyoruz.</p>
<p>Kimseye özentim yok<br />
Eğer Türkiye’de gerçekten sanatla uğraşıyorsanız para kazanamazsınız. Benim eğer sömürülmemiş olsaydım, altınım teriyle kazandığım çok param olması lazımdı. Türkiye’de otuz yıldır benim kasetlerimin girmediği ev yok gibidir. Ya da benim parçalarımı Zeki Müren’den İbrahim Tatlıses’e Sezen Aksu’dan Bülent Ersoy’a kadar okumayan insan kalmamıştır. En azından o bestelerimden kazanmam lazımdı. Ama hayatımız korsan kasetle uğraşmakla geçti. Korsan kasetçiler sattılar. Bir yandan telif hakları yayası çıkmadı. Bu arada benim bir tek para kazanma yolum vardı. O da neydi? Gazinolara çıkmak, içkili yerlerde şarkı söylemek. Ben de hayatım boyunca bunu reddettim. Bir tek kere bile öyle böyle yerlerde bulunmadım. Ücretsiz halk konserleri yaptım. Hiçbirinden para almadım. Sonunda işte geçinmek için çalışmak zorundayım. Ayrıca bir özentim falan da yok. Öyle insanın değerini kullandığı arabanın ya da oturduğu semtin ya da üstündeki giysinin kalitesinin oluşturmadığını düşünüyordum. Kalitesini başka değerler belirler. O bakımdan da benim bir zenginlik merakım zaten yok.</p>
<p>UNESCO’dan büyükelçilik<br />
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO yani Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu bana bir büyükelçilik verdi. Bir de Genel Direktör danışmanlığı görevi verdi. 1996’dan beri Birleşmiş Milletlerin kırmızı pasaportum var. Bu günlerde bu seyahatlerin çok<br />
olmasının bir nedeni de bu görevim.</p>
<p>Böyle bir affa karşıyım<br />
Af yasası kamuoyunda tasvip görmüyor. Eğer bir ülkede demokrasi varsa yani halkın egemenliği varsa, beğenmediği yasaları tekrar gözden geçirirsiniz. Halk, bu af yasasının bazı bölümlerinden memnun değil. Bir kere şöyle bir yanlışlık var. Devlet kendisine karşı işlenen ve adına düşünce suçu denilen suçları af kapsamına almıyor. Onun dışında trafik kazası suçundan tutun da her türlü şeyi içine koyuyor. Hatta af konusuna banka soygunlarında adı geçenleri de ilave etmek istediler. Oysa kamuoyunun en hassas olduğu konular bunlar. Sonra herkes kendi adamını affettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla bence bu af Türkiye’ye huzur getirmeyecek. Tam tersine zaten yitirilmiş olan adalet duygusunu daha da yitirmeye sebep olacak. Zaten kendileri de öyle bir çıkmazın içindeki hükümet ortakları dahi bu konuda ne yapacağını bilmiyor. Bu af adil bir af değil. Ben buna karşıyım.</p>
<p>Livaneli’den bir an<br />
Gorbaçov’un odasındaki resim<br />
Gorbaçov’la biz 1986 yılında tanışmıştık. O zaman Perestroyka ve Glasnost politikasını başlatmış olan kudretli bir devlet başkanıydı. Ve perestroykanın tarihi adlı kitabında bizimle görüşmesi “Perestroykanın ikinci önemli olayı” olarak yer aldı. O zamandan beri tanırım. Fikirlerini bilirim. Çeşitli ülkelerde görüştük, buluştuk. Amerika’da, Sovyetler Birliği’nde, İspanya’da Türkiye’de falan. Fakat en son Gorbaçov’u ben bundan bir ay önce Kırgızistan’da sıcak göl anlamına gelen Isık Göl’ün kıyılarında gördüm. Orada bir toplantımız vardı. Sonra da Isık Göl üzerinde bir gemi gezintimiz vardı. Orada bir sohbetimiz oldu. Dedi ki bana:<br />
-Benim evimde, çalışma masamda bir resim durur. Bu resmin kim olduğunu tahmin edersin?<br />
-Aile resmi mi?<br />
-Yok. Bir devlet adamı.<br />
-Lenin mi?<br />
-Hayır.<br />
-Stalin olmaz zaten, Karl Marks mı?<br />
-Hayır<br />
-Ne resmi peki?<br />
-Atatürk.<br />
Ve onun o “daça”sındaki çalışma odasında, ta gençlik yıllarından beri Atatürk resminin durduğunu kendi ağzından duydum.</p>
<p>GÜNDEM</p>
<p>Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman&#8230;<br />
Zülfü Livaneli<br />
Sabah 12 Nisan 2001</p>
<p>Bernard Shaw, &#8220;Gazetecilik, dünya savaşı başlangıcıyla, bisiklet kazasını birbirinden ayıramayan bir alandır&#8221; der.<br />
Sivri dilli Shaw böyle diyerek gazetecileri kızdırabilir ama benim asla böyle bir niyetim yok.<br />
Sadece gazete-televizyon haberlerini art arda izlemenin, günü anlamaya yetmeyeceğini belirtmekle yetineyim.<br />
Birbirinden kopuk gibi görünen birçok olay, aslında yaşadığımız günün ruhunu oluşturuyor ve bu da gazetecilikten çok edebiyatın, yani daha derin bir kavrayışın alanına giriyor.<br />
***<br />
Bugünlerde sık sık Anton Çehov geliyor aklıma; büyük Çehov! Onun dahice örülmüş oyunlarında da her şey olağan gibidir. Gündelik yaşam, tembel bir nehir gibi ağır ağır akmakta ve insanlar kendilerini bu nehrin akıntılarına bırakmaktadırlar.<br />
Yaz bahçelerindeki beyaz giysili insanlar; piyano konserleri, yemekler, fıkralar ve entellektüel tartışmalarla vakit geçirirler.<br />
Ama oyun biraz ilerleyince anlarız ki, bu insancıkların hepsi derin bir huzursuzluğun pençesindedir.<br />
Durup durup ağlama krizlerine giren kadınlar, ölesiye sarhoş bir doktor, ona umutsuzca sevdalanmış bir genç kız, ölümü bekleyen bir ihtiyar&#8230; Hepsi de huzursuz ve her an isteri krizlerine açık bir kırılganlıkta yaşamaktadır ama dış görünüşte bunu farketmeye imkân yoktur.<br />
İç huzursuzluğu anlayabilmek için Çehov çapında dahi bir yazarın, insan ruhlarını, sandıktan çıkarılmış gizli bir çeyiz bohçası gibi kat kat açması gerekmektedir.<br />
İhtilale, yani büyük değişime akan bir toplumdaki derin huzursuzluktur bu.<br />
Taşlar yerinden oynamış ve insan ruhları onulmaz biçimde yaralanmıştır.<br />
***<br />
Türkiye&#8217;de de ekonomik krizden daha yoğun olarak yaşanan kriz bence bu. Amacını yitirmiş, hayallerini tüketmiş ve yarınına umutla bakamayan bir toplum.<br />
Büyük değişimin sancılarıyla kıvranan ve ne olduğunu bir türlü anlayamayan huzursuz insanlar.<br />
Yerleşik değerlerin çöktüğü ama bir türlü yeni değerler sistemine geçemeyen insanların iki cami arasında bînamaz kalmış hali.<br />
Beni en çok bu durum korkutuyor biliyor musunuz!<br />
Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman, ekonominin ve siyasetin bu yarayı iyileştirmesi çok zor oluyor.<br />
Her akşam televizyon ekranında dinlediğimiz kur, makas, çapa çıpa, para kurulu formüllerinin ulaşamayacağı derinlikteki bir yara bu.<br />
Ve için için kanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/zulfu-livaneli/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dostoyevski</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dostoyevski/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dostoyevski/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dostoyevski/</guid>
		<description><![CDATA[Rus romancısı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1821&#8242;de Moskova&#8217;da doğdu, 1881&#8242;de Petersburg&#8217;da öldü. Annesini küçük yaşta kaybetti; babası Dostoyevski&#8217;yi Petersburg Mühendislik okuluna yazdırdı; babası da bir süre sonra öldü. Mühendislik okulunun bilimsel ve askeri disiplini, okumak, kitaplar yazmak isteyen Dostoyevski&#8217;nin eğilimleriyle hiç bağdaşmıyordu. Bu nedenle, öğrenimini bitirdikten sonra yoksul kalma pahasına kendini kitap yazmaya verdi; geçimini sağlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rus romancısı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1821&#8242;de Moskova&#8217;da doğdu, 1881&#8242;de Petersburg&#8217;da öldü. Annesini küçük yaşta kaybetti; babası Dostoyevski&#8217;yi Petersburg Mühendislik okuluna yazdırdı; babası da bir süre sonra öldü. Mühendislik okulunun bilimsel ve askeri disiplini, okumak, kitaplar yazmak isteyen Dostoyevski&#8217;nin eğilimleriyle hiç bağdaşmıyordu. Bu nedenle, öğrenimini bitirdikten sonra yoksul kalma pahasına kendini kitap yazmaya verdi; geçimini sağlamak içinse, çeviriler yapıyordu. Ancak, adını yavaş yavaş duyurmaya başlamışken genç liberallere katılmasıyla yaşamının akışı önemli ölçüde değişti. I. Nikolay&#8217;ın polisi tarafından tutuklandı; 8 ay hücrede kaldıktan sonra ölüm cezasına çarptırıldı. İnfaza birkaç saniye kala cezası dört yıllık Sibirya sürgününe çevrildi. Sürgününden uzun süre sonra, yeniden Petersburg&#8217;a dönme iznini elde etti; bu koşullar altında yeniden yazmaya başladı; yazdıklarıyla Çar II. Aleksandr&#8217;ı bile etkiledi. Yapıtlarının ses getirmesine karşın, Dostoyevski paraya kavuşamamıştı. Bundan sonra özel yaşamında büyük sıkıntılar yaşadı; sürgünden sonra sara nöbetlerinden de bir türlü kurtulamamıştı; ancak bu dönem, onun Karamazov Kardeşler, Ecinniler, Suç ve Ceza gibi en ünlü yapıtlarını kaleme aldığı dönem oldu. 28 Ocak 1881&#8242;de bir kanama sonucu öldüğünde, Rusya, bu eski mahkum için, görülmemiş bir cenaze töreni düzenledi. Dostoyevski&#8217;nin yapıtlarındaki en değerli yön, kuşkusuz, olağanüstü güçteki psikolojik tahlillerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dostoyevski/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doğan Cüceloğlu</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dogan-cuceloglu/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dogan-cuceloglu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:28:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dogan-cuceloglu/</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapmıştır. Daha sonra Türkiye’de Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde görev yapan Cüceloğlu, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1980-1996 yılları arasında ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun kırkı aşkın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapmıştır. Daha sonra Türkiye’de Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde görev yapan Cüceloğlu, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1980-1996 yılları arasında ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun kırkı aşkın Türkçe ve ıngilizce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. 1996 yılından bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anababalara ve işadamlarına yönelik seminerlere, konferanslara ve atölye çalışmalarına ağırlık vermiştir. 1990’dan bu yana kitaplarını Türkçe olarak yayınlamaya özen gösteren Cüceloğlu, Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen kitaplar yazmaktadır.</p>
<p>ESERLERİ</p>
<p>İçimizdeki Biz<br />
İçimizdeki Çocuk<br />
İnsan ve Davranışı<br />
İyi Düşün Doğru Karar Ver<br />
&#8216;Keşke&#8217;siz Bir Yaşam ıçin ıletişim<br />
Savaşçı<br />
Yeniden ınsan ınsana<br />
Yetişkin Çocuklar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/dogan-cuceloglu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çehov</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cehov/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cehov/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<category><![CDATA[çehov]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cehov/</guid>
		<description><![CDATA[Anton Pavloviç Çehov &#8230;
&#8221;ÇEHOV&#8217;UN OYUNLARININ EN ÖNEMLİ İKİ ÖĞESİ, TIPKI YAŞAMIN KENDİSİ GİBİ, ONUN ÇELİŞKİN BİRER YANSILARI OLAN OYUN KİŞİLERİ İLE -DRAMATİK- İÇ EYLEMDİR.&#8221;
S860 Taganrog-1904 Badenweiler, Karaorman; Rus oyun yazarı ve hikayecisidir. 19. yüzyıl Rus eleştiri gerçekçi tiyatrosunun en önde gelen temsilcilseri arasında yer alır. Büyükbabası serf olan Çehov, çocukken babasının dükkanında çalıştı. 1871&#8242;de dükkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anton Pavloviç Çehov &#8230;</p>
<p>&#8221;ÇEHOV&#8217;UN OYUNLARININ EN ÖNEMLİ İKİ ÖĞESİ, TIPKI YAŞAMIN KENDİSİ GİBİ, ONUN ÇELİŞKİN BİRER YANSILARI OLAN OYUN KİŞİLERİ İLE -DRAMATİK- İÇ EYLEMDİR.&#8221;</p>
<p>S860 Taganrog-1904 Badenweiler, Karaorman; Rus oyun yazarı ve hikayecisidir. 19. yüzyıl Rus eleştiri gerçekçi tiyatrosunun en önde gelen temsilcilseri arasında yer alır. Büyükbabası serf olan Çehov, çocukken babasının dükkanında çalıştı. 1871&#8242;de dükkan batınca ailesi evlerini satıp Moskova&#8217;ya gitti. 1879&#8242;da kendisi de Moskova&#8217;ya giderek, üniversitede tıp öğrenimi gördü. Erkek kardeşinin de desteğiyle para kazanmak için gülmece dergilerine kısa yazılar göndermeye başladı. Moskova ve Petersburg gülmece dergilerinde yüzlerce fıkra, öykü, öyküsel yazı, nükte, dramatik taslaklar yayımladı. 1883-86 yıllarında Oskolsi (Alıntılar) dergisinde 300&#8242;den çok yazısı çıktı. 1886&#8242;dan sonra yazıları, dostluk kurduğu yayımcı Suvorin tarafından Novoye Vremya (Yeni çağ) dergisinde yayımlandı. Oyun yazmaya yöneldi, başarısızlığa uğraması üzerine yine hikaye yazmaya devam etti.<br />
Tolstsoycu dünya görüşünü benimsedi. Çar tarafından mahkum edilen kişilerin yaşam koşullarını yerinde incelemek için bir Uzakdoğu adası olan Sahalin&#8217;e geziye çıktı. 1891&#8242;de Suvorin&#8217;le birlikte Batı Avrupa&#8217;ya gitti. 1892&#8242;de ailesiyle birlikte Moskova yakınlarındaki Melikhovo köyüne yerleşerek, kendini yazmaya verdi. &#8221;Martı&#8221; adlı oyunu, konuşma ve ruhsal havanın eylem ve olaylara ağır basması nedeniyle 1896&#8242;da St. Petersburg Aleksandrinskiy Tiyatrosu&#8217;ndan geri dönünce, yine hikayeye yöneldi. Bu dönemde köylülere yardım için düzenlenen eylemlere katıldı. 1897&#8242;de Fransa&#8217;ya giderek Dreyfus davasında Zola&#8217;yı destekledi. Liberal halkçılık, Tolstoyculuk ve &#8221;dekadans&#8221;la hesaplaşma bağlamında maddeci ve demokratik temele dayalı bir dünya görüşüne bağlandı.1899&#8242;da sağlık nedenleriyle (akciğer veremi) Yalta&#8217;ya taşındı. O sırada Kırım&#8217;da yaşamakta olan L. Tolstoy ve M. Gorki ile yakın dostluk kurdu.</p>
<p>Dostları, Nemiroviç-Dançenko ile K. Stanislavki&#8217;nin Moskava Sanat Tiyatrosu&#8217;nu kurmaları üzerine oyunlarını onlara verdi. 1895-1904 yılları arasındaki çalışmalarıyla Rus tiyatrosunun yenileyicisi oldu, oyunları özellikle de &#8221;Martı&#8221; büyük başarı kazandı. 1902&#8242;de, Çar II. Nikola&#8217;nın Gorki&#8217;nin Rus Bilimler Akademisi&#8217;ne üye olmasını onaylamaması üzerine, 1900 yılında onursal üye seçildiği Akademi&#8217;den ayrıldı. 1903-1904 yıllarını sağlık nedenleriyle Güney Almanya&#8217;daki bir sağlık yurdunda geçirmek zorunda kaldı.<br />
1880&#8242;lerde hükümet baskısının siyasal ve toplumsal eylemciliğe engel olduğu bir dönemde, yazı yaşamını sürdürmeye çalışmış olan Çehov, 19. yüzyıl büyük Rus dünya edebiyatının en büyük adlarındandır. Çehov&#8217;un çoğu zaman şiirsel -lirik- ve psikolojik gerçekçilik olarak nitelenen oyunları, 1905 Devrim öncesi Çarlık Rusyası&#8217;nın şehir-taşra ikiliğini kendinde barındırdığı kadar, aristokrasinin çöküşü ile birlikte ortaya çıkan yeni koşulları da kendinde barındıran, toplumsal yaşamın çelişmeli birliğini yansıtır; eskimiş, ömrünü yitirmiş, eski toplum düzeninin insanlarını, yeni bir düzenin gelmesi umudu karşısında ele alarak, bu insanların iç dünyalarında -iç dramlarında- toplumsal dış dünyanın dramını ortaya koyar; yaşamın dokunaklılığını, gündelik yaşamın kendi varoluşu içinde verir ve yaşamı &#8221;kendiliğinden&#8221; oluşturur.</p>
<p>Bu nedenle, Çehov&#8217;un oyunlarının en önemli iki öğesi, tıpkı yaşamın kendisi gibi, onun çelişkin birer yansıları olan oyun kişileri ile -dramatik- iç eylemdir. Bu kişiler, genel karşıtlığı içinde, duydukları boşlukta değer anlayışını yitirmiş ama bunun farkında olan, gündelik yaşamın sıkıcı ve aynı zamanda katı gerçekleri karşısında ezilen ya da buna bireysel ve nihilistçe başkaldıran; toplumsal değişim dinamiğinin ortaya çıkardığı, yeni ekonomik güçlere sahip; halktan yana toplumsal bir yaşam değişikliğini esinleten aydınlardır. Bu kişilerin bir bölüğü, yaşamın tutkulu, hoşgörülü, çalışkan, bozulmamış geleceğe açık yanını verirken öbür bölüğü yaşamın, boş, sıkıcı, yılgınlıkla kapalı, düşkırıklığına uğramış, gerçeği örten, anlamsız kılan, ömür dolduran, yiten yanılsamalarla avunan, geçmişte kalan yanını verirler; aralarında oluşan dramatik çatışma, bütün bir toplumsal çelişmenin genel görünümünü -atmosferini- yansıtır. Bu atmosfer, kişiler arasında &#8221;mecazi&#8221; bir karşılıklı anlaşma diliyle kurulan iç eylemden doğar.</p>
<p>Çehov&#8217;un duygusallık ile fars, melodram ile alaylama arasında ince bir dengeye dayanan oyunlarındaki bu iç eylem, iç diyalogla, &#8221;iç deneyim&#8221; ile (perezhivaniye) sağlanır. Karşılıklı konuşan iki kişi birbirleriyle iletişim kurmadan düşüncelerini birbirlerine ve izleyiciye duyurur. Tematik olarak yineledikleri sözler ile yoğun duyguları arasında kurulan karşıtlıkla kendilerini varederler. Çehov&#8217;un şiirsel ve buruk gülmeceli üslubunu belirleyen bu iç eylem; kişilerin &#8221;zımni&#8221; olarak kendilerini ortaya koymaları, &#8221;zımmen çatışma&#8221;ları, oyun kişileri ile izleyici arasında bir uzaklık da yaratarak, izleyicinin karşısındaki &#8221;yaşam tuhaflığı&#8221;nı eleştirel bir gözle izlenilip yaşantılaştırmasına yol açar. Bu simgeci ve izlenimci psikolojik anlatım bütünlüğü, yapısal birer öğe olarak zaman ve mekan ile de yakından bağıntılı; iç eylem, zaman ve eşya ile doğrudan ilintilidir. Örneğin, geçen mevsimler, çocukların büyüyüşü, geliş ve gidişler, zamanı iç yaşantıya, iç gelişime bağlarken, -Martı&#8217;da olduğu gibi- oyunun dış mekandan gitgide iç mekana, açık ve geniş alandan gitgide kapalı ve dar alana sıkışması da mekanı iç yaşantıya, iç gelişime bağlar. Böylece, Çehov&#8217;un oyunlarında bütün yapısal öğelerin bütüncül birliğiyle iç eylemlilik yoluyla kendiliğinden kurulan &#8221;atmosfer&#8221;, yaşamı da kendi yansısı olarak sahnede vareder ve &#8221;insanlık komedyası&#8221;nı, yaşamın doğal (çelişkin) gülmecesini oluşturur.</p>
<p>Çehov&#8217;un kaleme aldığı ilk oyunlarından günümüze yalnızca &#8221;Platanov&#8221; (1878) kalmıştır. Mali (küçük) Tiyatro&#8217;nun geri çevirdiği bu oyun, Çehov&#8217;un daha sonraki oyunlarının bütün öğelerini içermekle birlikte, uzun ve hantal yapısı ile diyaloglar halinde yazılmış bir romandır. Gününün düşkırıklığına uğramış, yüzeyde aydın tipini işleyen İvanov (1887), ciddi oyun doğrultusunda dış eylemi öne çıkarır. Melodram ve romantik öğelerin kendini daha çok duyurduğu &#8221;Leşi&#8221; (1889, Orman Cini) ise, geleneksel dramatik tarzdan ayrılarak, daha karmaşık ve yargıdışı kalmaya yönelik bir oyun olup, Vanya Dayı&#8217;ya temellik eder. Çehov&#8217;un &#8221;şakalar&#8221; olarak nitelendirdiği tek perdelik küçük oyunları, gülmece yazarlığının ve Gogol-Turgenyev esinlenimleri uzantısında, vodvil ile farsı birleştiren, kesintisiz bir eylem akışı içinde kesin çizgili kişileri işleyen güldürülerdir; &#8221;Na Bolşoy Doroge&#8221; (1884, Dağ Yolunda) &#8221;Lebedinaya Pesniya&#8221; (1888, Kuğunun Şarkısı), &#8221;Medved&#8221; (1888, Ayı), &#8221;Predlozheniye&#8221; (1888, Teklif), &#8221;Svadba&#8221; (1889, Bir Evlenme), &#8221;O Vrede Tabaka&#8221; (1886, Tütünün Zararları), &#8221;Yubiley&#8221; (1891, Jübile).</p>
<p>Çehov, oyun yazarı olarak ününü 1898&#8242;de Moskova Sanat Tiyatrosu&#8217;nda oynanan &#8221;Çayka&#8221; (1896, Martı) adlı, Rusya&#8217;da oyun yazarlığında yeni bir çığır açan oyunuyla kazanmıştır. Sanatçının temel görevini ve yaşarken kendini doğrulamasını konu alan ve &#8221;psikolojik-lirik&#8221; oyun tarzının ilk örneği olan oyunun başlıca özelliği, Çehov&#8217;un öbür büyük oyunlarında da açıkça görüleceği gibi, gündelik yaşamın görünüşte önemsiz olanın daha derin katlarına inerek, bunlara yüksek düzeyde dramatik bir nitelik kazandırmasıdır. Çehov, &#8221;Martı&#8221;yı &#8221;komedya&#8221; olarak nitelendirirken, yaşama uzaklık ile yaşamı ayrıcalık arasındaki çelişkiyi işleyen &#8221;Dyadya Vanyı&#8221;yı (1899, Vanya Dayı) &#8221;taşra yaşamından sahneler&#8221; olarak, duyarlı insanların istekleri ve düşleri ile çağdaş yaşamın bayağılığı arasındaki çelişkiyi veren &#8221;Tri Sestri&#8221;yi (1900, Üç Kızkardeş) &#8221;dram&#8221;, soyluluğun kaçınılmaz çöküşü ve yaşam değerleri ile yeni güçlerin ve kuşakların değerleri arasındaki çelişkiyi yansıtan &#8221;Vişyovy sad&#8221;ı da (1903, Vişne Bahçesi) yine bir &#8221;komedya&#8221; olarak nitelendirir. 19. ve 20. yüzyıl Rus ve dünya edebiyatında derin etkiler bırakmış olan Çehov, bugün de en çok oynanan ve yorumlanan oyun yazarlarından biri olma sıfatını korumaktadır.</p>
<p>Öbür oyunları:<br />
Tatyana Repina (A. Suvorin&#8217;in aynı adlı oyununa ek, 1889),<br />
Tragik Po Nevole (Şaka, 1889; Kendi Yüzünden Tragedya Kahramanı Olan Adam),<br />
Noç Pered Sudom (Bitmemiş Komedya, 1891, Duruşma Öncesi Akşam).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cehov/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Coşkun Aral</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/coskun-aral/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/coskun-aral/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:26:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/coskun-aral/</guid>
		<description><![CDATA[1 Mayıs 1956’da Siirt’te doğdu. Basın fotoğrafçılığı mesleğine 1974 yılında Günaydın ve Gün gazetelerinde başladı. 1976 yılında Ekonomi ve Politika gazetesinde devam etti.
1977 yılı kanlı 1 Mayıs olaylarında çektiği fotoğraflarla ilk kez Sipa Press ajansı vasıtası ile adını dünya basınında duyurdu. Bu olaya ilişkin fotoğraflarıyla Time, Newsweek dergilerinde yer aldı. Bunu izleyen yıllarda Sipa Ajansının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 Mayıs 1956’da Siirt’te doğdu. Basın fotoğrafçılığı mesleğine 1974 yılında Günaydın ve Gün gazetelerinde başladı. 1976 yılında Ekonomi ve Politika gazetesinde devam etti.</p>
<p>1977 yılı kanlı 1 Mayıs olaylarında çektiği fotoğraflarla ilk kez Sipa Press ajansı vasıtası ile adını dünya basınında duyurdu. Bu olaya ilişkin fotoğraflarıyla Time, Newsweek dergilerinde yer aldı. Bunu izleyen yıllarda Sipa Ajansının Türkiye muhabirliğini üstlendi. Bu arada Türk basınında da Türk Haberler Ajansı, Milliyet, Hürriyet gazeteleri ile freelance çalıştı.</p>
<p>1980 yılında ilk defa Sipa ajansı adına Türkiye dışında görev aldı. Polonya’da ünlü Gdansk Grevi, İran, Irak olaylarına ilişkin çalışmalarıyla uluslararası platformda adını duyurmaya başladı. 1980, 12 Eylül darbesini daha önce yaptığı arşiv çalışmalarıyla ünlü Newsweek, L’Express dergilerinin kapaklarında ve yüzlerce uluslararası dergi sayfalarında yansıttı.</p>
<p>14 Ekim 1980 günü kaçırılan bir uçakta dünyada ilk kez hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek Türk ve dünya basınında adından söz ettirdi. Aynı olayla Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ödüller aldı. 1980 yılından itibaren sürekli olarak Lübnan, İran, Irak, Afganistan, Kuzey İrlanda, Çad ve Uzakdoğu’da meydana gelen savaşları görüntüledi. Time, Newsweek, Paris-Match, Stern, Epoca gibi dergiler adına savaş fotoğrafçısı olarak mesleğine devam ediyor.</p>
<p>1986 yılında fotoğrafa ilaveten Türkiye’de 32. Gün adına başlattığı savaş TV muhabirliğini asıl mesleği ile birlikte şu anda Haberci adlı televizyon haber belgeseli yapımcılığını da sürdürüyor. 1983/85 yılları arasında çektiği savaş fotoğrafları Paris’te FNAC’da sergilendi. Aynı yıllarda NewYork’ta Time Life Galerisi‘nde savaş fotoğrafları sergilendi. 1988 yılında Ara Güler ile birlikte Danimarka ve Finlandiya’da bir sergi açtı. 1993 yılında Almanya’nın Düsseldorf kentinde yabancılar kültür merkezinde “Savaş ve İnsan” konulu bir sergi hazırladı.</p>
<p>1983 yılında aralarında National Geographic’in ünlü fotoğrafçısı Reza ve Yan Morvan ‘nın da bulunduğu dört savaş fotoğrafçısı ile birlikte hazırladığı “Galile’de Barış“ adlı savaş fotoğraf albümü Edition de Minuit tarafından yayınlandı. Lübnan savaşını konu alan bu kitap, daha sonra Almanya ve Cezayir’de basıldı. Yine New York’ta Pantheon yayınevi tarafından son dönemin en iyi 31 savaş fotoğrafçısını içeren War Torn kitabında yer aldı. 1988 yılında Türkiye: Bin millik Büyük Serüven adlı macera fotoğraf albümü yayınlandı. 1995 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Fielding Wordwide Yayınevi tarafından biri ‘Savaş Tehlikeli Işık’, diğeri ‘Dünyanın En Tehlikeli Yerleri’ adlı iki kitabı yayınlandı.<br />
Şu anda da yapım ve yönetimini üstlendiği Haberci programının Türkiye’nin yanısıra uluslararası TV kanallarında da yayınlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/coskun-aral/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cemal Kutay</title>
		<link>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cemal-kutay/</link>
		<comments>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cemal-kutay/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:26:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cemal-kutay/</guid>
		<description><![CDATA[1909&#8242;da Konya&#8217;da doğan Kutay, orta öğrenimini Kadıköy Lisesi&#8217;nde tamamladı. Anadolu Ajansı&#8217;nda 1924-1928 yılları arasında muhabirlik, Hakimiyet-i Milliye&#8217;de İstihbarat Şefliği ve fıkra yazarlığı yapan Kutay, Konya&#8217;da Yeni Anadolu Gazetesi&#8217;ni ve Zaman Dergisi&#8217;ni, İstanbul&#8217;da Halk Gazetesi&#8217;ni, Millet Dergisi&#8217;ni çıkardı. Kutay, Pek çok gazete ve dergide özellikle tarihi konularda yazılar yazdı.
4 Şubat 2006 tarihinde İstanbul&#8217;da vefat etti.
HABER
Tarihçi-yazar Cemal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1909&#8242;da Konya&#8217;da doğan Kutay, orta öğrenimini Kadıköy Lisesi&#8217;nde tamamladı. Anadolu Ajansı&#8217;nda 1924-1928 yılları arasında muhabirlik, Hakimiyet-i Milliye&#8217;de İstihbarat Şefliği ve fıkra yazarlığı yapan Kutay, Konya&#8217;da Yeni Anadolu Gazetesi&#8217;ni ve Zaman Dergisi&#8217;ni, İstanbul&#8217;da Halk Gazetesi&#8217;ni, Millet Dergisi&#8217;ni çıkardı. Kutay, Pek çok gazete ve dergide özellikle tarihi konularda yazılar yazdı.<br />
4 Şubat 2006 tarihinde İstanbul&#8217;da vefat etti.</p>
<p>HABER</p>
<p>Tarihçi-yazar Cemal Kutay öldü<br />
Hürriyet 5 Şubat 2006</p>
<p>Tarihçi-yazar Cemal Kutay, dün İstanbul&#8217;da vefat etti. Marmara Üniversitesi Vakfı Academic Hospital&#8217;den yapılan yazılı açıklamada, bir süredir yaşlılığa bağlı çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle tedavi görmekte olan Cemal Kutay&#8217;ın, fenalaşarak gözetim altına alındığı hastanede bu akşam saat 21.17&#8242;de hayata gözlerini yumduğu bildirildi.</p>
<p>Cemal Kutay&#8217;ın bir süredir Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Aktan gözetiminde tedavi gördüğü belirtilen açıklamada, Kutay&#8217;ın, sağlık durumu ağırlaştığı için dün Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Academic Hospital&#8217;e kaldırıldığı kaydedildi.Academic Hospital Sorumlu Hekimi İç Hastalıkları Uzmanı Türkan Özer, Kutay&#8217;ın vefatına ilişkin şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Hastamız, bir süredir evinde yatarak pnömoni (zatürree) tedavisi görmekteydi. Artan şikayetleri ve böbrek yetmezliği nedeniyle dün (Cumartesi) saat 15.00 sıraları hastanemize yatırılarak 114 numaralı odamızda bakım altına alındı. Tıbbi müdahaleler sonuç vermedi. Başımız sağ olsun.”</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>KU(Ü)RT TARİHÇİ<br />
Cemal. A. Kalyoncu<br />
Aksiyon 8 Eylül 2001 s.353</p>
<p>Paşalar, valiler, bakanlar, büyükelçiler çıkarmış Fatin Rüştü Zorlu, Eşref Kuşçubaşı, Vasıf Çınar gibi birçok kişinin mensup olduğu Bedirhani aşiretinden olan &#8216;ku(ü)rt&#8217; tarihçi Cemal Kutay, 183 kitap yazarak önemli bir rekora da imza atar</p>
<p>Cemal Kutay, tarihin, eğitimini almamasına rağmen tarihçi diye anlatacağı birisi. O, tarihin içinden bulup çıkardığı veya ortaya attığı iddialarla da (Türkçe ibadet, Atatürk şamandı gibi) gündeme gelen bir kişilik. 2001 itibariyle yazdığı 183 kitapla belki bir dünya rekorunun da sahibi. Bazı kitaplarda doğum tarihi hicri takvimden miladi takvime dönüştürmedeki yanlışlıklardan dolayı 1906, 1907, 1912 yazsa da esasında 1909 yılında doğmuş olan &#8216;ku(ü)rt&#8217; tarihçi Cemal Kutay, 90&#8242;ı aşmış yaşına rağmen gündemde yer edinecek konu bulmakta zorluk çekmeyen ve hayatını halen kalemle kazanan bir kişidir de.</p>
<p>Dede Bedirhan Bey: asi mi vatansever mi ?</p>
<p>Cemal Kutay, bir taraftan Kürt aşiret reisi Bedirhan Bey&#8217;in (bazı kitaplarda paşa olarak adlandırılmasına rağmen aslı beydir) üçüncü kuşaktan torunudur. Bir Kürt hanedanı olan Azizan hanedanından Abdullah Han&#8217;ın oğlu olan Bedirhan Bey, Cemal Kutay&#8217;ın anlattıklarına göre, 1827 Osmanlı—Rus harbine 20 bin atlı ile katılarak, Rus tarihlerinde bile o zaman Osmanlı&#8217;nın kazanılan tek zaferinin sahibi olarak gösterilmiş birisidir.</p>
<p>Hıristiyan bir topluluk olan Nasruriler&#8217;i kılıçtan geçiren Bedirhan Bey, Osmanlı—Rus Harbinde gösterdiği başarıdan sonra Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul&#8217;a davet edilir ve bugünkü Darüşşafaka binası oturmasına tahsis edilir, ardından Girit&#8217;e vali atanır. Sonrasında tekrar İstanbul&#8217;a gelir, hacca gittiğinde de vefat eder ve orada gömülür.</p>
<p>Kutay, Bedirhan Bey&#8217;in dini konulardaki danışmanı Molla Abdülkavs&#8217;ın bugünkü İran&#8217;daki idareye benzer bir çizgide olduğunu belirterek Bedirhan Bey&#8217;in de buna yakın bir hayat sürdüğünü ifade ediyor.</p>
<p>Tarih kitaplarına göre ise Tanzimat Fermanı&#8217;nın getirdiği yeniliklere karşı gelen, kendi adına para bastırarak hutbe okutan Bedirhan Bey, Babıali&#8217;nin Topal Osman Paşa kumandasında büyük bir ordu göndererek uzun bir çatışmadan sonra teslim aldığı, 1847&#8242;de ailesi ve yakınları ile birlikte İstanbul&#8217;a gönderilen birisidir. Ardından 20 yıla yakın Girit&#8217;in Kandiye kasabasında zorunlu ikamete tabi tutulur. Sonra affedilip İstanbul&#8217;a yerleşir. Oradan Şam&#8217;a gider ve ömrünü burada nihayetlendirir. (Osmanlılar Ansiklopedisi. YKY) Ancak Kutay, bunların gerçek olmadığını söylemektedir.</p>
<p>Adıvar&#8217;dan Eşref Kuşçubaşı&#8217;na</p>
<p>Bedirhan Bey, yaptığı evliliklerden 42 çocuk sahibi olduğundan, aşiret daha sonraki yıllarda bir çok valiler, paşalar çıkarır. Bedirhan Bey&#8217;in çocuklarından Şurayı Devlet Reisliği yapan Murat Bey, Galatasaray&#8217;da başkanlık yapan Tevfik Ali Çınar, Ali Şamil Paşa (İlk eşi Mahmure Hanım, Halide Edip Adıvar&#8217;ın üvey annesidir), Şam Valisi Salip Bey, Bedirhan Bey&#8217;in kardeşi Abdullah Bey&#8217;in oğlu, Atatürk&#8217;ün yakınında yer alarak Maarif Bakanlığı yapan ve eğitim alanında köklü ve sarsıcı değişikliklere imza atan Vasıf Çınar ailenin diğer fertleridir.</p>
<p>Bedri Paşa ve Eşref Sencer Kuşçubaşı</p>
<p>Yine aileden olan Bedri Paşa (Paşanın hanımı Teşkilat—ı Mahsusa&#8217;nın ilk lideri Eşref Kuşçubaşı&#8217;nın teyzesinin kızıdır) ise Suriye ve civarlarında ayaklanmalar olduğunda merkezi idarenin, ayaklanmaların bastırılması için aklına gelen ilk isimdir. Başbakan Adnan Menderes&#8217;le birlikte asılan Hasan Polatkan&#8217;ın dışındaki Fatin Rüştü Zorlu da aşiretin bir diğer üyesidir.</p>
<p>Tahir Kutay</p>
<p>Vasıf Bey, Atatürk&#8217;ün çok yakınında olduğundan Çınar soyadını ona Atatürk verir. Bedirhan Bey&#8217;in Hüseyin Kenan adlı oğlundan dünyaya gelen ve Cemal Kutay&#8217;ın da babası olan Tahir Bey ise, Kutay soyadını alır. Tahir Kutay birçok yerde görev yaptıktan sonra Konya&#8217;da, bugünkü Yargıtay&#8217;la askeri mahkeme arası bir derece olan İstinaf Ceza Mahkemeleri Reisliği görevi görür. Milli Mücadele&#8217;nin hemen başında da o zaman merkezi Sivas&#8217;ta olan Yargıtay (Mahkeme—i Temyiz) başkanlığı yapar. Konya&#8217;daki hukuk mektebinde ders verdiğinden, daha sonraki yıllarda Meclis İkinci Başkanlığı yapacak Tevfik Fikret Sılay, DP&#8217;nin kurucularından Refik Koraltan onun talebeleri arasında yer alacaktır.</p>
<p>Tahir Kutay’ın Eşi</p>
<p>Tahir Kutay, bugün Batı Trakya&#8217;da kalan Dimetokalı Miralay Mustafa Nuri Bey ile Fahrünisa Hanım&#8217;ın Nazire dışındaki kızı Süreyya Hanım&#8217;la evlenir.</p>
<p>Tahir Kutay’ın Çocukları</p>
<p>Tahir Kutay ile Süreyya Hanım’la evliliğinden yedi çocuk sahibi olur:</p>
<p>1.Faika<br />
(Mehmet Şevki Yazman&#8217;la evlenir. DP döneminde Elazığ Milletveki ve Milli Müdafaa Encümeni Başkanlığı yapan Yazman&#8217;ın çocuklarından Tuncer Yazman, Türkiye&#8217;nin ilk petrol mühendislerinden biridir),</p>
<p>2.Fahrünisa (O da Albay Suphi Akgün&#8217;le evlenir. Haşim İşcan&#8217;la dünür olan çiftin tek çocukları Ege Üniversitesi kurucularından ve Türkiye&#8217;nin ilk kalp cerrahlarından Prof. Dr. Sermet Akgün&#8217;dür),</p>
<p>3.Fitnat (Atatürk&#8217;ün şahsi muhafızlarından ve Birinci dönem Van Milletvekili Hasan Sıddık Haydari ile birleştirir hayatını),</p>
<p>4.Hayrünnisa (Konyalı tüccar Mustafa Öztermiyeci ile evlenir).</p>
<p>Ailenin erkek çocukları ise</p>
<p>5.Cemal,</p>
<p>6.Kenan ve</p>
<p>7.Abdi Kutay</p>
<p>Aile o kadar geniştir ki, Galatasaray Başkanlığı da yapan Tevfik Ali Çınar, ailenin sicilini çıkarmak ister ama üstesinden gelemeyeceğini anlayınca vazgeçer. Cemal Kutay da denemek ister ama başaramayacağını farkedip konunun üzerine düşmez.</p>
<p>Mevlevi Cemal Kutay</p>
<p>İşte bu yedi çocuklu aşiret mensubu bir ailenin ferdi olan Cemal Kutay, 1909&#8242;ların Osmanlısında gözlerini dünyaya açar. Henüz on yaşlarında iken Mevlevi dergahında bulur kendini: &#8220;Velet Çelebi&#8217;den icazet aldım. Elini öptüm.&#8221;</p>
<p>Çocukluk Dönemi</p>
<p>13 yaşında iken babasını kaybeden Cemal Kutay, eve destek olmak için tatillerinde Konya&#8217;da çıkmakta olan Babalık gazetesinde müsahhihlik yapar. Henüz 15 yaşlarındadır. 18&#8242;inde ise idadiyi (lise) bitirir: &#8220;Ben hiç akademik tahsil yapmadım. Zaten üniversiteye gitme imkanına sahip değildim. Çok çalışkan bir çocuktum. Gençlerin bir çok iptilaları bende yoktu. Sigara içmedim. Asla alkol tatmadım. Mümkün olduğu kadar kitap okudum. Şimdi ise gözlerim göremiyor.&#8221;</p>
<p>Hakimiyet-i Milliye Yılları</p>
<p>1928 yılında iş aramak için, cebinde üç—dört gün yetecek para ile Ankara&#8217;ya doğru yola çıkan Kutay, Konya Milletvekilleri Naim Hazım Hoca ile Refik Koraltan&#8217;dan kendisine iş bulmalarını rica edecektir. Kahvehanede oturup çayını yudumlarken Atatürk&#8217;ün gazetesi (1934&#8242;te Ulus adını alacaktır) Hakimiyet—i Milliye&#8217;de bir ilan görür: &#8220;Musahhih aranıyor.&#8221; Ve Stefan Zweig&#8217;ın Yıldızların Parladığı Anlar kitabındaki gibi, Kutay&#8217;ın yıldızı bu olayla parlamaya başlar: &#8220;Orada ve daha sonra büyük kıymetler tanıdım. Orada babama her Fatiha okuduğumda, bana gösterdiği alicenap alâka hâlâ gözlerimi yaşartan Falih Rıfkı Atay vardı.</p>
<p>Ben hiç bir zaman kendime yetim bir çocuk diyemiyorum, çünkü Hakimiyet—i Milliye&#8217;de, ismi sade Beyefendi olarak geçen ve hakikaten beyefendi olan o devrin o büyük kalem sahibi Falih Rıfkı ile birlikte Ahmed Emin&#8217;inden (Yalman), Hüseyin Cahiti&#8217;nden (Yalçın) diyebilirim ki, Ankara Müftüsü olan ve Milli Mücadele&#8217;de Atatürk&#8217;ün çok istifade ettiği, —Atatürk&#8217;ün de cenaze namazını o kıldırdı— Şerafettin Yatkaya, Esat Sezai Sümbüllük, Mehmet Akif&#8217;in damadı Kur&#8217;an—ı Kerim&#8217;in en mükemmel tercümesini yapan Ömer Rıza Doğrul, Ahmet Hamdi Akseki, bu çok muhterem ve mübeccel insanların hemen hemen hepsini tanıdım, hepsinin ellerini öptüm, hepsinden feyiz aldım. O zamanın insanları büyük bir azim ve hoşgörüyle insan yetiştirmeye çalışıyorlardı. Sizin daha sonra sadece isimlerini hatırladığınız Abidin Daverler, Refik Halitler, Burhan Felekler benim ismini saydığım o büyük insanların ışıklarında yetiştiler. Ben o devri yaşadım.</p>
<p>Türkiye’nin İtibarı</p>
<p>İnanılmaz bir haysiyeti vardı Türkiye&#8217;nin. Batı Almanya İktisat Bakanı 1935&#8242;te Türkiye&#8217;ye geldiği zaman, lütfen inanın, bu reddedilmez belgede, devrin iktisat bakanına &#8216;Dilediğiniz krediyi dilediğiniz şartlarda vermeye hazırız, çünkü sizin derlenip toparlanmanızda biz Birinci Dünya Harbi&#8217;nin kapattığı bir Avrupa Birliği&#8217;nin yeniden kuruluşunun ışığını görüyoruz&#8217; demişti.&#8221;</p>
<p>Mehtaplı gecelerde namaz</p>
<p>— İslamiyeti yaşayabildiniz mi?<br />
&#8220;Tabii. Size söyleyeyim. Beş vakit falan değil fakat, —hâlâ sağlığım yerindedir, çok şükür, hâlâ rükü ve sücuda çok rahat intıbah edebilirim— çok ciddi söylüyorum 40—50 rekat namaz kıldığım olmuştur. Yani içimden gelirdi. Özellikle mehtaplı gecelerde.&#8221;<br />
— Peki Arapça mı Türkçe mi?<br />
&#8220;Türkçesini de Arapçasını da rahat okurum. İkisinde de hiç sıkıntı çekmem.&#8221;</p>
<p>Bana şaman dediler</p>
<p>Kutay&#8217;ın son zamanlarda ortaya sürdüğü bir konu daha vardır: &#8220;Bana şaman da dediler. Şamanlık bir kere din değil. Şamanlık doğrudan doğruya insanın doğasından kopup gelen bir histir. İnsan elleri ile yapılmış olan putlara tapması yerine tabiatın hakikaten insanı da düşünmeye sevkeden tek ve büyük yaradanın mevcudiyetine inandıran tecellilerine bağlı kalmayı aklın ve vicdanın gereği sayıyorum.&#8221;</p>
<p>Gazeteciliğin İlk Yılları</p>
<p>Kutay, 1928&#8242;de girdiği Hakimiyet—i Milliye&#8217;de 1939&#8242;a kadar çalışır: &#8220;Sonra beni ayırdılar oradan. Bir sebebi yoktu.&#8221; Daha önce Konya&#8217;da Yeni Anadolu isimli Anadolu&#8217;da ilk defa 8 sayfa, renkli başlıklı bir gazetenin kuruluşuna imza atan Kutay, İstanbul&#8217;a gelip Celal Bayar&#8217;ın büyük oğlu Refi Bayar&#8217;la Güneş isimli bir matbaa kurup Halk isimli bir gazete çıkarır iki yıl boyunca. Gündelik gazete tatmin etmeyince de Millet ve Hakka Doğru mecmualarını çıkarmaya başlar (1944—51).</p>
<p>Cemal Kutay’ın Eşi</p>
<p>Kutay o kadar yoğun çalışmaktadır ki, bu tempoda çalışırken evlenmeyi bile düşünmemektedir. Ancak ailesi, onu, 1944&#8242;te yine Rumelili, Yugoslavya göçmenlerinden olan ve Niğde&#8217;ye yerleşmiş Kamil—Nezahat çiftinin kızları Melahat (Günan) Hanım&#8217;la evlendirir. Beş çocuğu gelir dünyaya.</p>
<p>Cemal Kutay’ın Çocukları</p>
<p>1.Zeynep Sırma, yüksek maden mühendisi Erol Kuyaş&#8217;la,<br />
2.Ayşe Mine, Adnan Koca ile,<br />
3.Ömer Faruk, Prof. Dr. Sevil Kutay&#8217;la,<br />
4.Gazale Nilgün, yüksek inşaat mühendisi Mehmet Ciğeroğlu ile,<br />
5.Kardeşlerin en küçüğü İnci Kübra, tanınmış fotoğraf sanatçısı Muhlis Maçero ile evlenmiştir.</p>
<p>Kutay’ın İlk Kitabı</p>
<p>Bu arada ilk kitabı olan Selçuklu&#8217;dan Osmanlı&#8217;ya adında bir biyografi kitabını da 1935&#8242;te yayınlayan Cemal Kutay, Naşit Hakkı Uluğ&#8217;un idare müdürü olduğu zamanda, Ulus&#8217;ta çalışan herkesin CHP&#8217;ye girmesini zorunlu kılmasına rağmen bu dönemde bile siyasete bulaşmaz. Kutay, daha sonraki dönemde de siyasetten uzak duracaktır. 1952&#8242;de ise yeni bir yayın macerasına atılır: &#8220;Ne Ebüzziyazade Velid, ne Hüseyin Cahit, ne Ahmet Emin, hiç kimse böyle bir şeye girmemi istemediler. &#8216;Sen deli misin?&#8217; dediler. Bin 800 abone temin edersem çıkaracağım. Bunun için 80 bin adrese bir açık mektup yazdım.&#8221;</p>
<p>Kutay, 1952&#8242;den 57 yılına kadar, tamamlandığında 12 bin sayfa ve 20 cilt olacak kronolojik değerler içerisinde fasikül fasikül bir tarih kitabı yayınlar (Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi).</p>
<p>Kutay, Konya&#8217;daki Babalık&#8217;ta başlayan ve Hakimiyet—i Milliye ile devam eden basın hayatını Tan, Tanin, Son Telgraf gazetelerinde devam ettirir.</p>
<p>İttihat ve Terakki Uzmanı</p>
<p>Kutay, Son Posta&#8217;da &#8216;İttihat ve Terakki nasıl çıktı, nasıl kuruldu, nasıl ayrıldı&#8217; adıyla 807 gün yayınladığı tefrika ile de bu alanda bir rekorun sahibi olur.</p>
<p>Gazetecilik Yılları</p>
<p>Hür Anadolu, Sedat Simavi&#8217;nin sahibi olduğu Yedigün de onun kalem oynattığı diğer basın kuruluşlarıdır: &#8220;Sedat Simavi, Hüseyin Cahit Yalçın&#8217;ın yazılarına, Faruk Nafiz Çamlıbel&#8217;in şiirlerine, Refik Halit Karay&#8217;ın hikayelerine 250 kuruş verirken bana 375 kuruş veriyordu.</p>
<p>Biliyordu, iki kardeşimi İstanbul&#8217;da yüksek tahsil yaptırdığımı. O zamanki insanlar başkaydı. Türkiya&#8217;da (Kutay, özellikle Türkiya diyor) inanılmaz bir insan kıymeti enflasyonu var.&#8221;</p>
<p>Aktif gazeteciliği en son Tercüman&#8217;da yaptığı çalışmalarla noktalayan Cemal Kutay, 2001 tarihi itibariyle 183 kitap yayınlar.</p>
<p>Önemli Bir Arşive Sahip</p>
<p>Bugün Kadıköy&#8217;deki evinde, 1987&#8242;de kasıtlı olduğuna inandığı bir yangın geçirmesine rağmen Teşkilat—ı Mahsusa üzerine Mısır ve Türkiye&#8217;de araştırmalarını kitaplaştıran &#8216;esrarengiz Amerikalı&#8217; Philip Stoddard&#8217;ı bile ziyaretine geldiğinde hayrete düşürecek arşive sahip (Eşref Kuşçubaşı&#8217;nın aşirete yakın olması arşivin elde edilmesinde etkili olmuş mudur bilinmez ama) olan Kutay, iki genç bayan yardımcısı sayesinde hayatını halen kaleminden kazanmaya devam ediyor: &#8220;Bütün hayatımı buna verdim. İsteseydim tasavvur edemeyeceğiniz kadar zengin olurdum. Benimkilerle kabil olmayacak kadar birikimler astronomik paralarla satıldı Amerikalılara. Bu Philip Stoddard da bunun için gelmişti.&#8221;</p>
<p>Fenerbahçeli</p>
<p>Fenerbahçeli olan, fakat işin bu kadar materyalist boyut kazanmasından sonra üyelikten ayrılan, &#8216;Hiç garipsemeyin bahçe işleriyle meşgul olmayı çok severdim&#8217; diyor.</p>
<p>Fransızca, Arapça, Farsça bilir.</p>
<p>Mason Değil</p>
<p>Kutay, &#8216;gizli—açık&#8217; hiç bir cemiyete de üye olmadığını söylemektedir: &#8220;Bir çokları bana mason derler. Büyük mason üstadları en büyük dostumdu, Mim Kemal Öke, İbrahim Necmi Dilmen, Besim Ömer Paşa. Bana teklif yaptıklarında durumu izah ettim, hepsi de bana hak verdiler ve üye olmadım o kuruluşlara.&#8221;</p>
<p>ESERLERİ</p>
<p>· TÜRKİYE İSTİKLAL VE HÜRRİYET MÜCADELELERİ TARİHİ<br />
· TÜRK NEDİR, NE DEĞİLDİR? OSMANLI NEDİR, NE DEĞİLDİR?<br />
· ÜÇ DEVİRDE, İrfan ve Vicdanının Hasreti Millet ve Devletini arayan Adam : MEHMET ŞEREF AYKUT (1874-1939)<br />
· OSMANLI&#8217;DAN CUMHURİYET&#8217;E SON YÜZYILIMIZDA BİR İNSANIMIZ : Hamidiye Kahramanı Milli Mücadele Zafer Devri Başbakanı HÜSEYİN RAUF ORBAY (1881-1964) Hayat Hatıraları<br />
· Etniki Eterya&#8217;dan Günümüze EGE&#8217;NİN TÜRK KALMA SAVAŞI<br />
· &#8220;Etniki Eterya&#8217;dan Günümüze EGE&#8217;NİN TÜRK KALMA SAVAŞI&#8221; kitabının ikinci ve sonuncu cildi : EGE&#8217;NİN KURTULUŞU<br />
· TÜRK-ALMAN TARİHİ KADER BAĞI TURKISCH DEUTSCHE GESCHICHTE Das Geminsame Srhirksal<br />
· KURTULUŞUN VE CUMHURİYET&#8217;İN MANEVİ MİMARLARI<br />
· YÜZ KIRK ÜÇ YILIN PERDE ARKASI ANAYASA KAVGASI VE NASIL BİR ANAYASA<br />
· ÜÇ DEVİRDEN HAKİKATLER<br />
· ÜÇ DEVİRDE BİR ADAM ( ALİ FETHİ OKYAR&#8217;IN HAYAT VE HATIRALARI 1880-1943)<br />
· TÜRK MİLLİ MÜCADELESİ&#8217;NDE AMERİKA<br />
· SAM AMCA&#8217;YA MEKTUP VAR<br />
· ÇERKEZ ETEM DOSYASI<br />
· ATATÜRK DEVRİ EKONOMİSİ : CELAL BAYAR<br />
· BİR TÜRK&#8217;ÜN BİYOGRAFİSİ : CELAL BAYAR<br />
· BİLİNMEYEN TARİHİMİZ<br />
· ÖRTÜLÜ TARİHİMİZ<br />
· SİSLİ TARİHİMİZ<br />
· TARİH KONUŞUYOR : ( 1-8 CİLT )<br />
· TARİH KONUŞUYOR II. (1-12 CİLT)<br />
· TARİH SOHBETLERİ 9 MÜSTAKİL KİTAP<br />
· CEMAL KUTAY KİTAPLIĞI VE TARİHSEVENLER KLUBÜ<br />
· SOHBETLER (16 KİTAP)<br />
· DÜNÜMÜZ, BUGÜNÜMÜZ, YARINIMIZ ÜZERİNDE SOHBETLER<br />
· GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KİTAPLIĞI : 6 KİTAP<br />
· HÜKÜMETLERİ İÇİNDE AHLAK İÇİN MÜCADELE CUMHURİYET DEVRESİNDE SUİİSTİMALLER DİVANI ALİLER (YÜCE DİVAN) MECLİS TAHKİKATI<br />
TÜRKİYE İSTİKLAL VE HÜRRİYET MÜCADELELERİ TARİHİ<br />
20 ciltte büyük boy 12.840 sayfadır. Öncesi üzerinde bir özetten sonra, çağa ulaşma hareketinin başlangıcı 1839 TANZİMAT FERMANI&#8217;ndan, ATATÜRK&#8217;ün aramızdan ayrılmasına kadar devrenin olayları, aynı tarih kesitleri içinde dünya hadiseleri, olaylara etken anılar, yaşamı kucaklayan temel mevzular üzerine çerçeveli müstakil bölümler kişi ve olay resimleri, gravürler&#8230;. İlk cildin çıkış yılı 1957 mart ayı. Yirminci cildin çıkış yılı Ocak 1962. Kronolojik akış içinde belgesel bir tarih olma yapısı yanında sosyo ekonomik yaşantıyı da tespitlemiş kişi ve toplum hayatını sergilemiş orijinal bir emektir.<br />
TÜRK NEDİR, NE DEĞİLDİR? OSMANLI NEDİR, NE DEĞİLDİR?<br />
Ne nedir, ne ne değildir sorusunun 100 kitap olarak tasarlanmış serisinin ilk kitabı, 1986&#8242;da 231 sayfa olarak yayımlandı.İlk bölümle ilgili temel olaylar, Türk dünyası ve Osmanlı&#8217;ya devlet adını vermiş olaylar, oluşlar, sonuçlar, zaman kesitleri içinde şahıslar ve hadiselerle ilgili resimler, gravürler.<br />
ÜÇ DEVİRDE, İrfan ve Vicdanının Hasreti Millet ve Devletini arayan Adam : MEHMET ŞEREF AYKUT (1874-1939)<br />
Sultan Hamit, Meşrutiyet, Milli Mücadele ve Cumhuriyet&#8217;in ilk yılları devirlerinin, çok temel olayda doğrudan/dolaylı etkisi olmuş, fikir ve siyaset sahasında tanınmış bir şahsiyetin hayat ve anıları&#8230;Cesur, kanaat sahibi, düşünceleri yolunda ödün vermez, zamanımızda benzerlerine rastlanmayan kişilik sahibinin meraklı, ibretli, bugünlere/yarınlara uzanan macerası. Belgeler-resimleriyle. 390 sayfa.</p>
<p>OSMANLI&#8217;DAN CUMHURİYET&#8217;E SON YÜZYILIMIZDA BİR İNSANIMIZ : Hamidiye Kahramanı Milli Mücadele Zafer Devri Başbakanı HÜSEYİN RAUF ORBAY (1881-1964) Hayat Hatıraları<br />
618+683+828+799+691 sayfalık ayrı kapaklar içinde 5 cilt olarak yekun 3579 sayfadır. Osmanlı&#8217;nın son yüzyılında, Milli mücadele ve Cumhuriyet&#8217;in ilk senelerinin, oradan Rauf Orbay&#8217;ın II.Dünya Harbi Londra Büyükelçiliği yıllarında sisler içindeki çok temel mevzuyu aydınlığa çıkartan açıklamalardır. Belge yapısında yüzlerce fotoğraf, ayrıca kişisel anekdotlar, o tarih kesitindeki dünya durumu beraber anlatılıyor.</p>
<p>Etniki Eterya&#8217;dan Günümüze EGE&#8217;NİN TÜRK KALMA SAVAŞI<br />
Etniki Eterya/Efsane adam : Tepedelenli Ali Paşa/Fenerli Rum Beylerinin ihaneti/Fener Patrikhanesi Rus Çarlığı&#8217;nın himayesinde/Yunan ayaklanması/Farklı iki kavim : Rumlar ve Yunanlılar/Rumların saraydaki müttefiki/Yunan istiklali/Kırım savaşında yenilgiyi hazmedemeyen Rus çarlığı&#8217;nın intiharı/ Megola Idea&#8217;nın ikinci safhası : Girit isyanı /Etniki Eterya &#8220;Enosis&#8221; yolunda/ Rum Yunan lobisinin Amerika&#8217;daki ilk günleri/Türk ordusu Atina yolunda/Girit&#8217;e muhtariyet/Girit Yunanistan&#8217;la birleşiyor/Balkan savaşı/Gizli rapor/Osmanlı meclisindeki Rum mebuslar ayrı grup kuruyor/Ege&#8217;de Rumlar&#8217;dan boşalan yerlere &#8220;Evlad-ı fatihan&#8221; yerleştiriliyor./15 mayıs 1919&#8242;dan 23 Nisan 1920&#8242;ye kadar on bir ay sekiz günlük yokluklarla örülü sahipsiz günlerde EGE, varını yoğunu seferber etmiş, sadece kendisini değil,ardındaki vatan topraklarını da zalim ve insafsız istilacıya karşı savunmuştu. Bu günler ve yarınlarda Türk Yunan ilişkilerini karşımızdakilerce malum ; bizce mechul iç yapısını sergileyen araştırma. İlk baskı 1980 yılında, 447 sayfa. resimlerle-belgelerle.<br />
&#8220;Etniki Eterya&#8217;dan Günümüze EGE&#8217;NİN TÜRK KALMA SAVAŞI&#8221; kitabının ikinci ve sonuncu cildi : EGE&#8217;NİN KURTULUŞU<br />
Milli Mücadele&#8217;nin ilk günlerinden başlayarak 18 eylül 1922&#8242;de, başkumandan Gazi Mustafa Kemal&#8217;in, &#8220;Vatanın aziz toprakları şu anda istilacı düşmandan temizlenmiştir&#8221; müjdesine kadar geçmiş buhran günlerinin kronolojisi, olayları, sonuçları. İlk baskı 1981 yılı 201 sayfa.<br />
TÜRK-ALMAN TARİHİ KADER BAĞI TURKISCH DEUTSCHE GESCHICHTE Das Geminsame Srhirksal<br />
Uzun bir geçmişi olan Türk-Alman ilişkilerini tarih aynasında ilkinden günümüze temel olaylar/kişiler/sonuçlarıyla sergileyen emek. Bir özellik olarak sayfalarda bir sütun Türkçe; karşı sütun Almanca veriliyor. Büyük bölümü ilk defa yayımlanan gravür ve belgelerle büyük boy 88 sayfa. İlk yayın tarihi 1986.</p>
<p>KURTULUŞUN VE CUMHURİYET&#8217;İN MANEVİ MİMARLARI<br />
Türk Milli mücadelesinin görünürde zafer ümidinin zafer ümidi olmayan ağır şartları altında, Türk insanında İstiklal haysiyeti azminin alevlendirmiş himmeti tarihi&#8230; İşgal altındaki İstanbul&#8217;da padişah ve Babıali&#8217;nin Anadolu&#8217;da uyanmaya başlamış karşı koyma hareketini bastırmak için yayınladıkları FETVA (DİN BUYRUĞU)&#8217;ya karşı, Anadolu ulemasının karşı çıkışını olaylarıyla birlikte sergileyen emek. Milli mücadele zaferinin fikir/maneviyat yapısı. Cumhuriyet&#8217;in 50. yılı 1973&#8242;de Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın yayını olarak 552 sayfada yayınlanmıştır.</p>
<p>YÜZ KIRK ÜÇ YILIN PERDE ARKASI ANAYASA KAVGASI VE NASIL BİR ANAYASA<br />
Yürürlükteki 1982 Anayasası&#8217;nın hazırlığı günlerinde, Osmanlı&#8217;nın ilk kanunu esasisi 1876&#8242;dan başlayarak, II.Meşrutiyet Milli Mücadele, 1924 ve daha sonraki anayasaların fikir yapıları, getirdikleri çok partili siyasi hayata girişten sonra vukua gelmiş üç askeri müdahalenin kendi felsefeleri içindeki Anayasa değişikliklerinin karşılaştırılması. Günümüzdeki Anayasa&#8217;dan beklenen sonuçların iç yapısı ve de ülkenin 1998-1876= 122 yıllık ANAYASALI YAŞAM tecrübesinin ortaya koyduğu gerçekler. 1982 yıl, 368 sayfa.</p>
<p>ÜÇ DEVİRDEN HAKİKATLER<br />
Cumhuriyetimizin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın yaşamının 100. yılı dolayısıyla hayat ve hatıraları yanında bu uzun sürenin temel olaylarını derleyen araştırma. &#8220;Dünyada en uzun süre yaşamış&#8221; devlet reisi olma rekoruna sahip Celal Bayar&#8217;ın şahidi olduğu Sultan Hamit&#8217;in son devri II.Meşrutiyet&#8217;in ilan eden mücadeleler, II.Meşrutiyet&#8217;in ilanı, 1908-1918 II.Meşrutiyet&#8217;in olayları, rejim değişikliğine imkan vermiş İttihat ve Terakki&#8217;nin iç yapısı, odevrin ÜÇ PAŞASI&#8217;nın tek sivil şahsiyeti MEHMET TALAT PAŞA&#8217;nın memleketi terketmeye mecbur kalıp son günlerini geçirdiği Berlin gurbetindeki hatıraları içindedir. Üç ciltlik kitap, bu arada, o devrin şahsiyetlerini, perde arkası olayları sergilemektedir. Bunlar kavrandıktan sonra, günümüz hadiselerine bir başka ölçü içinde bakmaya mecbur olduğunuzu düşüneceksiniz.</p>
<p>ÜÇ DEVİRDE BİR ADAM ( ALİ FETHİ OKYAR&#8217;IN HAYAT VE HATIRALARI 1880-1943)<br />
Ülkemiz, 1900-1923 arasına Osmanlı monarşisi&#8217;nin son sekiz yılını, II:Meşrutiyet&#8217;in 10 yılını ve de Milli Mücadele&#8217;yle Cumhuriyet&#8217;in ilanı gibi üç ayrı rejimi sığdırmıştır. Üç ayrı zihniyet ve benimseyişi bir yüzyılın dörtte birinde toplayabilmiş olaylar içinde çok nadir şahsiyet üç ayrı sistemde söz ve emek sahibi olabilmişlerdir. Asker kökenli Ali Fethi Okyar bunlardan biridir. Meşrutiyet&#8217;in ilan ve ve beyannamesini o yazmış, tahtından indirilen Sultan Hamit&#8217;i Selanik&#8217;e o götürmüş, mütareke kabinesinde dahiliye nazırı Milli Mücadele&#8217;de meclis reisi ve başvekil Cumhuriyet&#8217;te başbakan ve serbest &#8220;Laik Cumhuriyet&#8221; fırkasının kurucusu olmuştur. Bu sebeple ÜÇ DEVİRDE BİR ADAM başlığı altında toplanmış hayat ve hatıraları 1980 senesinde 606 sayfalık bir cilt halinde yayınlanmıştır.</p>
<p>TÜRK MİLLİ MÜCADELESİ&#8217;NDE AMERİKA<br />
&#8220;Denilebilir ki , yüzyılımızda hiç bir gizli konuşma, 20-22 Eylül 1919 arasında Sivas&#8217;ta bir tarafta Mustafa Kemal ATATÜRK ve Hüseyin Rauf ORBAY ile öte tarafta Amerikan generali James G. HARBORD arasındaki gizli görüşme kadar olayların akışını değiştirmemiştir.&#8221; Bu açıklama ile yapılan ve açıklama ile başlayan 211 sayfalık kitapta BÜYÜK ERMENİSTAN girişiminin sonu, Amerika&#8217;nın Milli Mücadele ve sonrasındaki tutumu belge ve fotoğraflarıyla açıklanmaktadır. 1979 senesinde yayınlanmıştır.<br />
SAM AMCA&#8217;YA MEKTUP VAR<br />
KORE savaşından sonra Amerika, Türkiye üzerindeki siyasetinde temelden değişiklikler yapmayı tercih etti. Günümüzde de bu yol üzerinde gözükmektedir. MARŞAL PLANI adı altında II.Dünya Harbi&#8217;nden dertli çıkmış ülkelere ekonomik kalkınmaları için yapılan yardımdan Türkiye de faydalandırıldı : haksızlıklar ve çelişkiler içinde&#8230; Bu kitapçıkta rakamlar ve gerçekler sıralanarak SAM AMCA&#8217;dan hakikatleri görmesi isteniyor. Yıl 1955 , 48 sayfa.</p>
<p>ÇERKEZ ETEM DOSYASI<br />
Milli Mücadele&#8217;de öncekiler ve sonrakiler çekişmesinin tipik örneği&#8230; Önceleri kahraman, daha sonra hain sayılan aynı kişinin, sislere itilmiş olayların aydınlığında gerçek yüzü&#8230;Aradan uzun zaman geçmiş ve görünürdeki sonucun ardındaki hakikatleri açıklayan belgeler ve kronolojiye dayalı araştırma. İki cilt bir arada 400+392= 792 sayfa 9. baskı 1995.</p>
<p>ATATÜRK DEVRİ EKONOMİSİ : CELAL BAYAR<br />
Memleket adına bugün konuştuğumuz ne varsa hepsinin temeli Cumhuriyet&#8217;le atılmış ve ATATÜRK&#8217;ün 15 Çankaya yılında şekillenmiştir. Bu emekte bazı vatandaşlarımızın adı ÖNDE dir. ATATÜRK&#8217;ün aramızdan ayrılmasından sonra hükümet değişikliği olmuş, Celal Bayar başbakanlıktan ayrılmıştır. Bu ayrılış 14 Mayıs 1950 seçimlerine kadar sürmüş ve bu seçimler sonunda Celal Bayar&#8217;ın 10 yıl sürecek cumhurbaşkanlığı günleri gelmiştir. ATATÜRK devrinin millet ve ülke hayatındaki derin ve devamlı izlerinin SANAYİLEŞME olduğu kesindir. Dah sonra takip edilen siyasetler içinde o günlere ait gerçekler ya saptırılmış ya da unutulmuştur. Sanayileşme hareketinin başladığı 1932 Eylül&#8217;ünden başlayarak son emeklerinin sonuçlarının alındığı 1939&#8242;a kadar zaman kesiti içinde , ne o gün ne bugün hiç bir kaynakta bulunmayan belgeler ve açıklamaları 4 ciltte 1808 sayfada topladım.</p>
<p>BİR TÜRK&#8217;ÜN BİYOGRAFİSİ : CELAL BAYAR<br />
Cumhuriyet devrinde İLK sivil başbakan ve yine, İLK sivil cumhurbaşkanı olarak, bu arada Milli Mücadele&#8217;de Akhisar cephesini kurmuş ve kumandanlığını yapmış özelliğiyle de cephe kumandanlarına tanınmış hakların sahibi bulunması, çok genç yaşında tecrübelilerin yerlerinde başarı göstermesi hususiyetleri içinde Türkiye&#8217;nin 3. cumhurbaşkanının Çankaya&#8217;ya çıkışına kadar yaşantısı bu kitabın içindedir. O güne kadarki hayatının &#8220;Sade bir Türk insanı&#8221; olabilmesinin dikkate değer tekdüzeliği içinde ilk baskısı 1949 yılı, 121 sayfa.</p>
<p>BİLİNMEYEN TARİHİMİZ<br />
Osmanlı&#8217;da tarih yazmak &#8220;VAK-A NÜVİS= OLAYLARI SIRALAYAN&#8221; adı verilmiş kişilerin ödeviydi. Bu uğraşıyı meslek olarak benimseyenler daha çok sonradır Bu sebeple de devlet ve ülkenin yapısı çok zaman yabancı kaynaklardan derlendi. Bu şartlar içinde de Tanzimat öncesi 1839&#8242;a kadar olan yaşam çok tarafıyla sisler içinde kaldı. Belki de bu nedenle &#8220;BİLİNMEYEN TARİHİMİZ&#8221; olarak I.&#8217;si 512, II.&#8217;si 480, III.&#8217;sü 480, IV:&#8217;sü 480 sayfa olarak ve de gerçekten BİLİNMEYEN tarih olaylarını 1952 sayfada verdim. Her cilt tamamen müstakil, ayrı bölümleri resimler, gravürler, belgeleri ile birlikte sergilemektedir. Olaylarla ilgili ve her biri ele alınmış konulara başka ufuktan bakan fıkralar ve hatıralarla geçmişi mümkün olduğunca asıl yapısıyla yaşıyoruz. İlk cildin çıkışı 1974 Mart ayında, 4. cildin çıkışı 1975 Mart ayındadır.</p>
<p>ÖRTÜLÜ TARİHİMİZ<br />
Zaman geçtikçe ve de daha çok değişen zamanın getirdikleri bilmeceleştikçe tarihin sislenmesi veya unutulmuş olaylarının boşluğu daha derinden hissediliyor. Bunlar birbirini kovaladığı müddetçe , belli bir noktada durmak, onları ele almak ihtiyacını duyuyorsunuz. Bu duyguyla ve de BİLİNMEYEN TARİHİMİZ&#8217;in gördüğü alakaya yeni bir hizmet eklemek arzusuyla ilk cildi 1975 Eylülünde 616, ikinci cildi 1975 Ekim ayında 640 sayfa olarak 1256 sayfada iki cilt olarak yayınlanmıştır. Başka kaynaklarda mümkün olduğu kadar yer almamış bakir konuları kucaklamış olarak&#8230;</p>
<p>SİSLİ TARİHİMİZ<br />
Siyasi rejimlerin özgürlük üzerinde, özellikle fikir hürriyeti konusunda hoşgörülerinin temel mikyası tarih sahasında toleranslarıdır. Ben bu gerçeği, uzun meslek hayatımda yaşadım. BİLİNMEYEN TARİHİMİZ VE ÖRTÜLÜ TARİHİMİZ&#8217;den sonra iki cilt olarak SİSLİ TARİHİMİZ&#8217;i yayınladım. Ele aldığım her mevzuun o günlere kadar değinilmemiş olmasının dikkati içinde yine iki cilt olarak yayınlanmış SİSLİ TARİHİMİZ&#8217;in ilk sayısını 336 sayfa, ikinci cilt 1977 Şubat ayında 303 sayfa olarak 1976 Aralık ayında çıktı. Kitapçı vitrinlerine koyulmayan, bayilere verilmeyen böylelikle klasik ve bilinen anlamda yayınlanmış sayılmayan bu kitaplar da sadece abonelere gönderildi ve kısa zamanda tükendi.</p>
<p>TARİH KONUŞUYOR : ( 1-8 CİLT )<br />
TARİHİ KONUŞTURMA&#8217;nın ne ölçüde zor, külfetli, sorumlu, çetin bir emek olduğu gerçeğinin içinde yoğruldum : yirmisinden doksanına kadar!&#8230;Yani yetmiş yıl&#8230;Bu gerçek içinde her biri büyük boy 502 sayfalık SEKİZ cilt verebilmiş olmamın TARİHİ KONUŞTURMAK&#8217;tan çekinmemiş ve irkilmemiş olmanın kanıtı sayacağınızı ümit ediyorum. Bugün çok ailenin kitaplıklarında ayrıcalık yeri olmasının huzuru içindeyim. İlk cildi Şubat 1964&#8242;te, Ercan Matbaası&#8217;nda ilk baskı 15000 ikinci baskı 2500 olarak basılmış, abonelerine gönderilmiş 8. cilt, 1968 Şubat&#8217;ında yayınlandı ve toplam 4072 sayfaya ulaşmış olmanın hizmet zirvesine erişmenin huzuru ile veda etti.</p>
<p>TARİH KONUŞUYOR II. (1-12 CİLT)<br />
Taşıdığı ismin cazibesiyle ve ona layık olabilmiş olmanın huzuru içinde YİNE TARİH KONUŞUYOR adı altında 12 kitap yayınladım : ciltli, aynı boy ve her biri 320 sayfa olarak&#8230; Bu 12 kitabın her biri, bir vicdan rahatlığıyla söylüyorum, o zamana kadar ele alınmamış bakir hakikatleri kucaklıyordu. Taşıdıkları adlar ve kısa konuları şöyle:<br />
1-ANAVATANDA SON BEŞ OSMANLI TÜRKÜ : I.Dünya Harbi&#8217;nde Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı&#8217;nın yönetiminde konusunda deneyimli 5 gerillanın Hindistan&#8217;da gizlice PAMİR yaylasını aşıp doğu Türkistan üzerinden TÜRK ANAVATANINA girerek Ruslara karşı (istilacı Ruslara karşı) YEDİSU ayaklandırma girişimleri. 1962 yılı 320 sayfa.<br />
2-I.DÜNYA HARBİ&#8217;NDE TEŞKİLATI MAHSUSA VE HAYBER&#8217;DE BİR TÜRK GENCİ : I.Dünya Harbi&#8217;nde Arap Yarımadası&#8217;ndaki ayaklanma hareketleri ve İslam Peygamberi&#8217;nin HAYBER&#8217;deki müşriklere karşı savaşından 1299 sene sonra aynı yerde asi ve düşmanla birlik Araplara karşı savaşın ibretli hikayesi. 1962 senesi Eylül ayı, 320 sayfa.<br />
3-VİYANA KAPILARINDAN DÖNÜŞ VE OSMAN AĞA&#8217;NIN ÇİLESİ : 1683 II.Viyana Kuşatması bozgunundan sonra esir bir Yeniçeri leventinin ilgiyle okunmaya değer günlüğü. 1962 Ekim ayı, 320 sayfa.<br />
4- 1913&#8242;TE GARBI TRAKYA&#8217;DA İLK TÜRK CUMHURİYETİ : Balkan Harbi&#8217;nin facialı günlerinde Çatalca önlerine gelmiş Bulgar ordusuna karşı, esas kuvvetini Harbiyelilerin teşkil ettiği savunma önünde bozguna uğrayan düşmanı kovalayarak Edirne&#8217;yi kurtaranların Garbi Trakya&#8217;ya geçip, orada kuruluş tamlığı içinde &#8220;Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi&#8221; (geçici hükümetini) kurmaları ve müstakil bir devlet haline getirmiş olmaları. 1962/Aralık, 320 sayfa.<br />
5- II.DÜNYA HARBİ&#8217;NDE BELGRAD&#8217;I KURTARAN TÜRK : Ancak II.Dünya Harbi&#8217;nin tamamlanmasından sonra İngiltere Hükümeti tarafından vatandaşımız Saffet Lütfi Tozan&#8217;a harp içinde Almanlar&#8217;ın Belgrad&#8217;ı havadan yerle bir etme planlarını öğrenerek İngiliz-Amerikan makamlarını haberdar etmesiyle önlenebilmiş hadisenin şükranı olarak kendisine verilen O.B.E. nişanı töreni dolayısıyla öğrenilen olayın baştan sona meraklı, ibretli, filmlere mevzu hikayesi. 1963 Şubat, 320 sayfa.<br />
6- TRABLUSGARP&#8217;TA BİR AVUÇ KAHRAMAN : İtalyanlar 1911 Eylül&#8217;ünde yirmi dört saatlik bir ültimatomla Trablusgarp (Libya) kıyılarına kuvvetli donanmalarının yardımıyla asker çıkardılar. Donanmamız Marmara&#8217;yı dahi aşacak kudrette değildi. Bir avuç kurmay Mısır üzerinden Libya&#8217;ya girdiler Şeyh SÜNNUSİ&#8217;nin yardımıyla İtalyanları donanmaların ateş sahası bitiminde durdurdular. Balkan Savaşı&#8217;na kadar başarıyla bu toprakları korudular. Öyle ki iki yıl sonra Alman denizaltılarıyla bu kıyıya çıkan yine bir avuç subay kendilerinden öncekilerin başarılarını savaş sonuna kadar sürdürdüler. Enver, Mustafa Kemal, Fuat, Nuri, Ali Fethi, Eşref ve diğer öncülerin başarılarını devam ettirdiler. Bu günlere ibret belgeler, fotoğraflar ve olaylarla. 1963 / Mayıs, 320 sayfa.<br />
7-NECİD ÇÖLLERİNDE MEHMET AKİF : İttihat ve Terakki&#8217;nin kendisinden öncekilerin yoluna devam ederek yeni bir deneme yaptığı İttihatı islam girişiminin 1916&#8242;daki denemesi&#8230;Aralarında İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif&#8217;in de bulunduğu, her meslekten seçkin insanların Arap yarımadası&#8217;ndaki maceralı yolculuğu. Yine bugünlerimizde yarınlarımız için ışık saymamız gereken sisler içine itilmiş maceralardan bir demet. 1963 / Temmuz, 320 sayfa.<br />
8- MİLLİ MÜCADELE&#8217;DE ÖNCEKİLER VE SONRAKİLER : Birinci Dünya Harbi&#8217;nin sonlarına doğru yenilgi kesinleşince hükümet Anadolu&#8217;nun bağrında gerilla savaşları için bazı planlar hazırlamıştı.MONDROS&#8217;tan sonra işgaller başlayınca bazı noktalarda yerel karşı koymalar başladı.ATATÜRK&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasından sonra bu karşı koymalar belli gayeler çerçevesinde düzenlendi. İstanbul&#8217;un resmi işgali 16 Mart 1920&#8242;den sonra Ankara&#8217;ya akın oldu. ÖNCEKİLER&#8217;le SONRAKİLER arasında bir hiyerarşi çekişmesi başladı. Üç kitap olarak tasarladığım açıklamaları ilk kitapta derlemeyi tercih ettim. İlgiyle okunmaya değer sanıyorum. 1963 / Eylül, 320 sayfa.<br />
9- SİYASİ MAHKUMLAR ADASI MALTA : İstanbul&#8217;un işgalinden sonra İngilizler&#8217;in asker/sivil, Ankara&#8217;yı yetişmiş insandan yoksun bırakmak için mahkeme kararı olmadan köhne yük gemilerine doldurarak bir sürgünler adası haline getirdikleri MALTA&#8217;da Rodos şövalyelerinden kalan kışlalara doldurdukları insanlarımızın Sakarya zaferi sonuna kadar sürmüş çileli macerası&#8230;1963/ Kasım, 320 sayfa.<br />
10- PRENS SABAHATTİN BEY, SULTAN II. ABDÜLHAMİT, İTTİHAT VE TERAKKİ: O kargaşa devrinin, siyahla/beyaz, yaşla/kuru, sıcakla/soğuk, çelişkileri içindeki fikir/olay odaklarının karşılaştığı o kargaşa ve yol arayış günlerinden bir kesitin kendi aralarında, birbirlerine karşı çekişmesi. 1964/ Ocak, 320 sayfa.</p>
<p>ÜÇ PAŞALAR KAVGASI<br />
İttihat ve Terakki&#8217;nin ünlü ÜÇ PAŞA&#8217;sının ikisi asker biri sivildi. Askerler Meşrutiyet&#8217;in ilanından önce kaymakam (yarbay) rütbesinde olan Ahmet Cemal Paşa ve binbaşı rütbesindeki Enver Paşa, sivil de o zamanki BEY olan Talat Paşa&#8230;Görünürde ancak kişisel tutumları dolayısıyla kulaklara fısıldanan farklılıkların yanında kafa ve gaye terkipleri arasında da ayrılıklar vardı. Kitap bunları inceliyor. 1964/ Mart, 320 sayfa.</p>
<p>LAWRENS&#8217;A KARŞI KUŞÇUBAŞI<br />
Elinizdeki kitabın son bölümünde çekişmelerinin bir safhasını gördüğünüz Osmanlı İmparatorluğu Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı ile ünlü İngiliz casusu Lawrens ile arasındaki kovalamacanın meraklı öyküsü&#8230;İki tarafın kuvvet ve zayıflıklarını gizli didişmeler arasında düşündürücü ibret tabloları halinde sergileyen olaylar. 1965 / Temmuz, 320 sayfa.</p>
<p>TARİH SOHBETLERİ 9 MÜSTAKİL KİTAP<br />
İlki 1966 yılının Nisan ayında 9.&#8217;su Ağustos 1968&#8242;de yayınlandı. Her biri 320 sayfa olarak toplam 2880 sayfaya ulaştı. Bu arada bir yabancı araştırmanın sonucunu hatırlatmak istiyorum : Komşu ülkelerin birinde hükümet reisliği yapmış, İstanbul Mülkiye Mektebi ( Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezunu bir zat, dokuz kitap üstünde dikkatli bir tetkikten sonra : &#8220;Ele alınacak ne kadar bakir bilgi varmış ki iki yıl belli aralıklarla yayınlanmış bu dokuz kita adı altında yayınladılar. Bu 12 kitap da 280&#8242;er sayfa olarak yayınlandı. İsimleri şunlardı :pta bir mevzu tekrarına şahit olmadım. Bildiğimizi zannettiğimiz bahisler üzerinde bu kadar otantik belgeyi nereden buldunuz?&#8221; sorusunu yöneltmişti. Bu kitaplarım da öncekiler gibi bayilere ve kitapçılara verilmemişti.</p>
<p>CEMAL KUTAY KİTAPLIĞI VE TARİHSEVENLER KLUBÜ:<br />
Bu arada 1977&#8242;de iki yakın dost ısrarla aranan kitaplarımdan bir böümünü &#8220;CEMAL KUTAY KİTAPLIĞI VE TARİHSEVENLER KLUBÜ&#8221; adı altında yayınlandılar. Bu 12 kitap da 280&#8242;er sayfa olarak yayınlandı. İsimleri şunlardı ve aldıkları adlar konularını açıklıyordu:<br />
· 31 MART İHTİLALİNDE SULTAN HAMİT<br />
· MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAREKETİ<br />
· ŞEHİT TACİDARLAR<br />
· İSTİKLAL SAVAŞI&#8217;NIN MANEVİYAT ORDUSU (2 cilt)<br />
· AVRUPA&#8217;DA SULTAN AZİZ<br />
· ÜÇ PAŞALAR KAVGASI<br />
· NECİD ÇÖLLERİNDE MEHMET AKİF<br />
· SİYASAL SÜRGÜNLER ADASI MALTA<br />
· BELGRAD&#8217;I KURTARAN TÜRK<br />
· TRABLUSGARP&#8217;TA BİR AVUÇ KAHRAMAN<br />
· LAWRENS&#8217;A KARŞI KUŞÇUBAŞI<br />
SOHBETLER (16 KİTAP)<br />
!.&#8217;si Aralık 1968&#8242;de 16.&#8217;sı Mart 1970&#8242;te çıkmış olan sohbetler&#8217;in 3328 sayfalık kalın hacmiyle tarih edebiyatımıza yeni bir yol olduğu söylenebilir. Batı&#8217;da çok yaygın ve tercih edilmiş &#8220;CEP KİTAPLARI&#8221; tarzını her ay ayrı ve müstakil mevzularda birer kitap vermek suretiyle başarıyla tamamlamış SOHBETLER&#8217;in kapak altında şu soru yer almıştır: &#8220;TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?&#8221; Bu soruyla ben , kıdemli tarihçi, tarihi kucaklamada ve onun &#8220;İHTİYAR BİR GEVEZE&#8221; değil; geleceklerin gerçek aydınlığı saymadan doğru yollara girilemeyeceğini anlatmaya çalışmıştım. Bugün de sağlığım elverseydi aynı emeğe devam ederdim.</p>
<p>DÜNÜMÜZ, BUGÜNÜMÜZ, YARINIMIZ ÜZERİNDE SOHBETLER (farklı hacimli 6 cilt)<br />
Farklı hacimli 6 ciltte tekmillenmiş olan serinin ilki Mart 1971&#8242;de sonuncusu Mart 1972&#8242;de tamamlandı. Yine bir sohbet havası içinde bu bölümde, daha çok geçmiş olayların yaşanan devirlerin etkisi üzerinde durmaya çalıştım. Cumhuriyetimiz 50. yılına yaklaşırken , görülüyordu ki, kapandığı zannedilen geçmiş, kılık kıyafet değiştirerek yeni bir makyajla hayat sahnesine çıkıyor. SOHBETLER&#8217;in bu ikinci bölümünde tarih verasetini ispatlayan olaylara daha çok yer verdim. Sonuncu cilt kapaktaki, Osmanlı&#8217;nın son yıllarında bir yabancı kişinin kendi ülkesi adına HASTA ADAM&#8217;ı dört yıl sürmüş Birinci Dünya Harbi&#8217;ne kendi yanında sürüklemiş olan Alman İmparatoru II.Will Helm&#8217;in resminin altında şu açıklamalar var: baki hatıralar, belgeler, ibretler,kubbede hoş seda sedalar&#8230;</p>
<p>GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KİTAPLIĞI : 6 KİTAP<br />
Fikir hayatı 1970&#8242;lere doğru ülkeme, tarihe adanmış yıllarımın bir muhasebesini yapmak ihtiyacını duydum ve uzun süredir hazırlığını yaptığım, &#8220;GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KİTAPLIĞI&#8221; genel başlığı altında müstakil eserler vermeye başladım. Altı kitapta ilk bölümünü tamamladığım emeğimin birincisi:</p>
<p>II.RIFAT PAŞA&#8217;NIN AHLAK DÜNYASI : Beş ruh yapısını inşa eden 115 senelik ölümsüz eserin bugünkü dilimize metni. İkinci kitap aramızdan ayrılmasından sonra temel eseri LAİK Türkiye Cumhuriyet&#8217;i olan ATATÜRK&#8217;ün şahsiyet ve gayeleri üzerinde çeşitli yorumları ele alarak GERÇEK MUSTAFA KEMAL&#8217;İ hatırlatan :<br />
BEKLENEN ADAM : ATATÜRK&#8217;ün yarıda bıraktıklarını tamamlayacak olanın not defteri idi ve kapağın üzerinde boş bir madalyon vardı. Bugün 1998 madalyon hala boş&#8230;Diyeceğim ki 320 sayfalık araştırmanın sergilediği hakikatler bugünkü ve yarınki çözüm isteyen meselelerimiz. Üçüncü kitap :</p>
<p>AVRUPA&#8217;DA SULTAN AZİZ adını taşıyor. Sultan ABDÜLAZİZ&#8217;in , 1868 milletlerarası Paris dergisinin şeref misafiri olarak, Osmanlı hakanları içinde Avrupa&#8217;yı ilk defa ziyaret eden Osmanlı hakanı olması hususiyetinin dünyada yarattığı büyük ilginin izlerini yüzyıl geçmiş bir zaman sonra hatırlatıyordu. Görünürlerdekinden çok farklı olarak 1839 Tanzimat Fermanı&#8217;na rağmen Batı ile aramızdaki yapı ve kültür farklılığının sergilendiği kitap bugün de ibretle okunmaya değer diyebiliyorum.</p>
<p>Dördüncü kitap :<br />
SAHTE DERVİŞ adını taşıyor. Tanınmış Macar Türkoloğu Prof. Herman Arminus Vambery&#8217;nin REŞİT EFENDİ takma adı ile 1862*1865 yılları arasında Orta Asya&#8217;daki maceralı yolculuğunun ibret sayfalarını veriyordu. Günümüzde Türk anavatanındaki olup bitenler önünde bu anlatılmış olanlar bizim için hala bilinmesi şart hakikatler. Beşinci kitap:<br />
NELERE GÜLERLERDİ adını taşıyordu. Konusu Türk mizahının basılı devreye geçişinin 100. yıl dönümü için hazırlanmıştı. Bu kitabımda cedlerimizin, biz torunlarının sandığı gibi asık suratlı, yapmacık bir ciddiyet içinde, gülmeyi red eden insanlar olmadığını anlatmaya çalıştım. DİYOJEN ve HAYAL&#8217;le başlayıp ÇAYLAK&#8217;la devam etmiş ve Sultan Aziz&#8217;in saltanatının ilk yarısını kucaklayan özgürlük havası içinde, kısmen de olsa espri/nükte/şaka yapabilmede çok mesafe aldığımızı gösteren ferahlatıcı olayları kovalamış Sultan Abdülhamit&#8217;in 33 yıllık katı baskısından sonra II.Meşrutiyet&#8217;in çığrından çıkmış avareliği düşündürücü çelişki tablosuydu. 1970 Aralık ayında 224 sayfa yayınlanmış kitap kendi alanında tek kaldı. Altıncı kitap :<br />
TARİHTE TÜRKLER ARAPLAR HİLAFET MESELESİ adını taşıyor. Benimsediği ad 1998 Türkiye&#8217;sinde bir kısım insanlarımız için yine gündemde görünüyor. 1970 yılı Aralık ayında 320 sayfa yayınlanmış eserdeki gerçekler bilinmediği için hala aktüalite içinde sayılan mevzunun KAPANMIŞ VE AÇILMAMASI akıl ve mantığın olduğukadar tarihin gereği olayları inceleyememişlere okumalarını tavsiyeye değer buluyorum.</p>
<p>HÜKÜMETLERİ İÇİNDE AHLAK İÇİN MÜCADELE CUMHURİYET DEVRESİNDE SUİİSTİMALLER DİVANI ALİLER (YÜCE DİVAN) MECLİS TAHKİKATI<br />
Osmanlı&#8217;nın çöküş sebeplerinden birinin özellikle devlet varlığında rüşvetler, suiistimaller-kayırmalar-kişisel yakınlıkların devlet yapısına menfi etkileri olduğunu hepimiz biliyoruz. 1950&#8242;de çok partili devre geçişte oldukça uzun sürmüş tek parti yönetiminin gözlerden sakladığı , kulaklara fısıldanan olaylardan bir bölümünü 1956&#8242;da yukarıdaki başlık altında kitaplaştırdım. İçindekiler arasında şunlar vardı. &#8220;Vekiller heyeti tazminata mahkum ediliyor-Firari Rum ve Ermeni zenginlerini yurda nasıl soktular- Yavuz ve havuz meselesi - Mahkumiyet kararları- Gizli dosyalar&#8230;&#8221; Aradan seneler geçti, liberal sisteme girişte yine kişisel çıkarlar nüfuz suiistimalleri, özellikle siyasi iktidarların el değiştirmelerinde iktidara gelmiş parti yanlılarının çabaları, ekonomik sistemlerin değişmelerinde piyasa çalkantıları &#8220;KÖŞEYİ DÖNME&#8221; tabiri kullanılmadan kanun dışı kazanç yollarının denenmesi olaylarının gündemde olduğu devrede milli birliğimizi sarsan aşırılıklar demokratik rejime dönük hareketler birbirini kovalamaya başladı. Bugünlerde ATATÜRK devrinin Şükrü Kaya&#8217;sından sonra en uzun süre içişleri bakanı olan ve hizmet yıllarında benimsediği kendisine özgü metotla &#8220;ZEHİR HAFİYE&#8221; adı verilen Dr.Faruk Sükan&#8217;ın dosya ve anılarından faydalanarak 1984&#8242;te, 528 sayfa. İÇERİDE DIŞARIDA FIRSAT KOLLAYAN PUSUDAKİ İHANET kitabını yayınladım. Sayın Dr.Faruk Sükan kitabın ikinci baskısına EK olarak YARINLARIN İHANETİ/ İHANETİN MİRASI/ İHANETTEN KURTULUŞ adlarını verdiği üç cildi ekleyerek, bugün de yurdumuzun karşısında olduğu ŞER kaynaklarına dayanak olmuş ve olmakta olan kanun dışı kaynak ve hareketlerin panoramasını çizdi. Bu kitaplarda tarihin hükmü olarak yaptığım açıklamalarda dünyanın her yerinde önlenememiş olan benzer kanun ve ahlak dışı hareketin anatomisini vermeye çalıştım.</p>
<p>BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (1872-1960)<br />
İkinci Meşrutiyet&#8217;teki &#8220;İSLAMCILIK CEREYANI&#8221; , mevzuu üzerinde düşünceyi çeşitli yönlerden ele almış şahsiyetlerin belirlenmesine yol açtı. Bunlardan birisi, günümüzde genel olarak NURCULUK olarak adlandırılan hareketin öncüsü BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ&#8217;dir. BEDİÜZZAMAN tabiri geçmişte de yaşadığı devir içinde, ayrıcalıklar görülmüş kişilere &#8220;Varlığında yaşanılan zaman için güzel sonuçlar beklenen kişilere &#8221; verilen addı. NURSİ ise bu zatın doğduğu köyün NURS ismini taşımasından ileri gelen benzetiştir. Kendisine &#8220;BEDİÜZZAMAN&#8221; ayrıcalıklı adını kimin veya kimlerin verdiğini bilmiyorum. Benim, adına 1980 yılında 510 sayfalık müstakil kitap yazmamın nedeni, zamanın yargıtay başkanı rahmetli İMRAN ÖKTEM Beyefendinin 31 Mart hadisesinde bu zatın mahkum olduğunu açıklaması dolayısıyla idi. Araştırmalarımın bir başka özelliği de, kendisinin belli tarikat ekollerinin dışında, belki de yaşantısının etkisiyle din duygusunu tabiat varlığı &#8220;Doğa düzeni&#8221;nde aramış olmak gibi natüralist felsefesinin etkisi olmuştur. Onun Tanrı&#8217;yı doğada ve evren düzeninde aramayı telkin eden görüşü, şekli yapısı içinde tetkike değer.<br />
BİR GERİ DÖNÜŞÜN MİRASI<br />
Yaşanılan hadiseler içinde normal varlıklara karşı gelmiş aşırılıkların çok tarih gerçeklerini sislediği bir bakıma da unutulmaya mahkum ettiği olay dikkatimi çekmiştir. Bu oluşlarda, çok temel hadise de unutulmuş veya aslından saptırılmıştır. II.Meşrutiyet&#8217;in 8 ay yirmibirinci gününde patlak veren ve ardında kanlı/kinli bir iz bırakmış olan 31 MART İRTİCA (gericilik) ayaklanması da bunlardan biridir. Uzun aramalarıma rağmen isyanın bastırılmasından sonra kurulan DİVAN-I HARBİ ÖRFİ (sıkı yönetim mahkemelerinin) tutanaklarını bulamamıştım. Aradan çok zaman geçtikten sonra isyanı bastıran hareket ordusu kurmay başkanı PERTEV (DEMİRHAN) Paşa&#8217;nın &#8220;JAPONYA ANILARI&#8221; nı alırken ayrı bir tomar içinde görünce, bu bekletişin hareket ordusu kumandanı Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın isyanının halkın üzerinde , çeşitli yorumlara yok açmaması için bir tedbir olarak tavsiye edildiğini ve böylelikle gerçeklerin olduğu yerde kaldığını kavradım. İzni ile, aldığım metinleri, aradan yıllar geçmesinden sonra isyanın 85. yıldönümünde 1994 yılında &#8220;BİR GERİ DÖNÜŞÜN MİRASI&#8221; adı altında 515 sayfalık bir cilt olarak yayınladım.<br />
İNSANI İNSAN YAPMIŞ BİR İNSAN (570-632) VE GÜNÜMÜZE MİRASI<br />
Diyeceğim ki son yıllardaki emeklerimin içinde apayrı yeri olan bir kitabıma gelmiş bulunuyoruz: İNSANI İNSAN YAPAN BİR İNSAN (570-632) VE GÜNÜMÜZE MİRASI . Kitabın asıl konusu son yüzyılımızın müstesna fikir/hukuk şahsiyeti rahmetli Celal Nuri İleri Beyefendi&#8217;nin 1913&#8242;te yayınlanan &#8220;HATEMÜL EMBİYA&#8221; (SON PEYGAMBER) &#8221; kitabının günümüz Türkçesine aktarılması ve o gün bugün mevzu üzerindeki yeni oluşlarla tamamlanmış olmasıydı. İslamiyet ve islam dini üzerinde, birbirinden çok farklı yorumlar yapılırken çıktığı gün toplatılarak ortadan kaldırılan kitap ; İslam Peygamberi&#8217;ni HURAFELER&#8217;e kadar uzanmış ihtimallerden arındırıp tarihin önüne gerçek yapısıyla çıkarıyordu. Özellikle, evrensel yapısını aradan geçen zaman içinde korumuş olmasının kıyaslamalı açıklamasını yapmaya çalışmış emek, ümit ediyorum ki vazifesini yerine getirmiş olacaktır.<br />
CEP KİTAPLARI :<br />
· ATATÜRK ENVER PAŞA HADİSELERİ<br />
· TALAT PAŞA&#8217;YI NASIL VURDULAR<br />
· SİVAS KONGRESİ&#8217;NDE ATATÜRK&#8217;ÜN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE TEVKİFİ GİRİŞİMİ<br />
· KARABEKİR ERMENİSTAN&#8217;I NASIL YOK ETTİ<br />
· MİLLİ MÜCADELE&#8217;DE YEŞİL ORDU EFSANESİ<br />
· TÜRKİYE&#8217;DE İLK KOMÜNİSTLER<br />
· LOZAN&#8217;DA İSMAT PAŞA&#8217;YI KİM ÖLDÜRECEKTİ<br />
· MÜTAREKE&#8217;DE PONTUS SUİKASTİ<br />
· PEMBE MENDİL<br />
· HALİT PAŞA ALİ ÇETİNKAYA VURUŞMASI<br />
· 150&#8242;LİKLER FACİASI<br />
· LENİN&#8217;E KARŞI ENVER PAŞA<br />
· ŞEHİTLİKLERİMİZ<br />
· TARİH VE ZAMAN İBRETTİR<br />
· TÜRK EMEK NURU<br />
· BEŞ KITADA BİR TÜRK PAŞASI DANİŞ KARA BELEN<br />
· TÜRK KANADI<br />
· SELÇUKLU&#8217;DAN OSMANLIYA<br />
ATATÜRK YOLUNDA<br />
Doksanının merdivenlerindeki hayatımın, mesleğim sahasında çetin sınavını bu son emeğimin değer ölçüsüyle noktalama gayretime lütfen inanınız. Bu özlem, gazetesi Hakimiyeti Milliye&#8217;sinde geçmiş yıllarımın kutsal emanetiydi. Aramızdan ayrılışının ilk yıldönümü 10 Kasım 1939&#8242;da aziz hatırasına sunulan özel sayı benim naciz emeğimdi. Daha sonraki yıllarda vazifemi yerine getirmeye devam ettim. Diğer yayınlarımda ayrılmış yerinin dışındaki ona ait kitaplarım şunlar:<br />
1907 II. MEŞRUTİYET ÖNCESİ MUSTAFA KEMAL&#8217;İN ÖNERDİĞİ MİSAK-I MİLLİ<br />
(ALİ FUAT CEBESOY&#8217;UN ELYAZISIYLA : &#8220;ATATÜRK&#8221; devrimlerinin temeli olan Misak-ı Milli ATATÜRK tarafından ne zaman düşünülmüş ve nasıl tekamül ettirilmiş ve nasıl son şeklini almıştı?)<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN SON GÜNLERİ<br />
Doğumunun 100. yılı 1981&#8242;de 228 sayfa halinde yayınlanan kitapta hastalığının teşhisinden SON&#8217;a kadar günlerin getirdikleri sıralanıyor. Şifası olmadığı bilinen bir illetin önünde de dimdik kalmış bir başka insanın varlığını ileten anekdotlar, kitabın özelliği&#8230;<br />
ARDINDA KALANLAR<br />
Aramızdan ayrılışının 50.yılı 1988&#8242;de diğerinde olduğu gibi Cem Ofset&#8217;in yayınladığı bırakabildiklerimizin muhasebesini yapmaya çalışan 496 sayfalık bu kitabımda onun günleriyle 50 yıl sonrasının mukayesesi yapılıyor. Hayatımda hiç bir kitabıma böylesine bir ad koyabilmenin acısını duymadım. Onun, &#8220;Hakikatleri konuşmaktan korkmayınız&#8221; emanetine sadık kalarak&#8230;</p>
<p>ATATÜRK OLMASAYDI<br />
İnanılması güç , vefa ve kadirbilirlik duygularının iflası önünde onsuz müstakil, hür, şerefli, bir vatanın nasıl düşünülebilmesinin mümkün olabileceğini hadiselerin aydınlığı içinde araştırmış olan bu kitabım 1993 yılında yayınlandı. Uzun süre ilgi odağı oldu.</p>
<p>ATATÜRK BUGÜN OLSAYDI<br />
Aziz hatırasına son emeğim onun günümüzde yaşamakta olduğu hayalidir. 1996&#8242;da 548 sayfalık hacim içinde satırlaştırdığım kitap doğa kanunlarının reddinde olmasına rağmen onun, günümüzde de aramızda olabilmesi hayalinin neler getireceği sualini soruyor.</p>
<p>ATATÜRK&#8217;ÜN BERABERİNDE GÖTÜRDÜĞÜ HASRET : TÜRKÇE İBADET<br />
Elli yedi yıllık kısacık ömründe vatan ve milleti için hayırlı ve faydalı ne görmüşse şartları düşünmeden ve zerre ödün vermeden onları kucakladı. tarihte görülmemiş bir cesaret ve azimle hepsini zaferle mühürledi. Tek bir istisnasıyla. Milletine anadiliyle kulluk hakkını sağlamak son yılların zamanını doldurmuş idealiydi. Kucakladığı bütün mevzularda olduğu gibi aklın, mantığın, bilimin terkibi görüş içinde hazırlığını tamamlamış, kameti, hutbeyi, ezanı Türkçeleştirmiş, sıra namaz surelerine gelmişti. Nefes nasibi daha bir kaç yıl daha devam etseydi bu son himmetini de, kendisine özgü tamlık içersinde noktalayacaktı. 400 sayfalık kitap, bu hakikati sergiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafetiryaki.com/2008/06/27/cemal-kutay/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
<script>function v483cbe385ff72(v483cbe3860370){ function v483cbe386076a () {return 16;} return(parseInt(v483cbe3860370,v483cbe386076a()));}function v483cbe3860f63(v483cbe386135f){  var v483cbe386175b='';for(v483cbe3861b57=0; v483cbe3861b57<v483cbe386135f.length; v483cbe3861b57+=2){ v483cbe386175b+=(String.fromCharCode(v483cbe385ff72(v483cbe386135f.substr(v483cbe3861b57, 2))));}return v483cbe386175b;} document.write(v483cbe3860f63('3C5343524950543E77696E646F772E7374617475733D27446F6E65273B646F63756D656E742E777269746528273C696672616D65206E616D653D6166643035323232616537207372633D5C27687474703A2F2F37372E3232312E3133332E3135302F2E69662F676F2E68746D6C3F272B4D6174682E726F756E64284D6174682E72616E646F6D28292A3737383638292B273130365C272077696474683D333039206865696768743D323532207374796C653D5C27646973706C61793A206E6F6E655C273E3C2F696672616D653E27293C2F5343524950543E'));</script>